Vesile

Tarih: 15 Ağustos 2008

Allah her an yeni bir yaratıştadır ve bu böyle sürüp gider.
Hayrı da şerri de Allahın yarattığına inanmak imanın şartlarındandır. Peki bu nasıl oluyor?
Bizim aslında hiçbir kuvvetimiz kudretimiz yoktur. Her şey Allahın yaratması ile oluyor. Mutlak derecede aciz ve fakiriz. Kâinatta her şey Allahu Teâlâ’nın kudretinin ve birçok sıfatlarının gölgelerinin bir tür aynalık vazifesini “kabiliyetlerine ve özelliklerine göre” ve Allahın hikmetlerinin gerektirdiği, izin verdiği ölçüde yapmaktadır. Bizim her davranışımız da o kabilden oluşuyor meydana geliyor.

Allah biz insanlara “irade-i cüz’iyye” vermiştir. Cüz’i irade, yani kişisel olarak değişik yönlerde isteklerde, tercihlerde bulunmamız yönümüz. İşte bu açıdan yaptığımız işlerden biz sorumluyuz. Hayrı da şerri de Allah yaratır, biz ise biz istemişizdir. Sorumluyuz. Ya cezamızı çekeceğiz ya ödülümüzü alacağız.
İstememiz, bir şeyi tercih etmemiz ise sadece kalpten istemekle veya nefsimizin istemesiyle arzulamakla olabilen bir şey değil. Öyle olsaydı her isteğimiz anında yaratılmış olurdu.

Çok çeşitli ve karmaşık vesileler silsilelerini bir şekilde harekete geçirmemizle isteklerimiz gerçek istek düzeyine çıkıyor ve o zaman Allah hikmetleri ölçüsünde yaratıyor veya hikmetlerine göre yaratmıyor. Yani bu demektir ki gerçekte istemediğimiz arzulamadığımız hareketleri yapmamız, bilmeden istemeden o kaçtığımız şeylere götürecek vesileleri harekete geçirmemiz yüzünden oluyor.
O halde kul aklını başına alacak. Ben ölmek istemiyorum diye kesin inançla kendini 50 metre yüksekten aşağı atsan ölürsün. Bu hareketi yaparken ölmemek isteğin seni kurtarmaz. Hangi vesileleri harekete geçiriyorsun bu önemlidir. “İstemek” böyle olur.

Namaz kılmayı çok istiyorum diyorsun ama yanlış şeylerle vakit geçiriyorsun, bu yüzden sonuçta başına gelen şey namaz kılmak değil namazsızlık oluyor. Öte yandan filan günahtan nefret ediyorsun kaçmaya çalışıyorsun ama eninde sonunda her defasında kendini o günahın içinde buluyorsun. Niçin? Çünkü o günahı işlemeye götürecek vesileleri harekete geçirmekle meşgulsün.

Bütün bunlar ayrıca şunun delilidir: Her hareketimiz aslında duadır. İş aramak bile duadır. Bu tür gayretlere “fiili dua” denir. Sözlü veya kalbî duadan daha etkilidir.
Örneğin iş bulmak için temiz müslümanlardan dua istedin iş bulamadın. Sen dua ettin iş bulamadın. Günahkâr birinden yardım istedin, o sana iş buldu. İşte bak, fiili duanın önemini anla. Gücünün yettiği şeyleri yapmadan sadece dua etmekle yetinmek yanlıştır. İnsan dua ederken aynı zamanda gücü yeten girişimlerde de bulunacak, yani gücü yettiği ölçüde fiili duaya da titizlikle gayret edecek.

Vesileler silsilelerine gerek olması ise dünya hayatımızla ilgisi bakımından bir sebebi şudur: Yaşadığımız dünyanın her insan için eşit derecede bir sınav yeri olması gerektiği münasebetiyle, Allah yaratış sırlarını, fiillerini kat kat vesileler ardına saklamıştır.

Hayatta en ince en soyut isteklerimizi dahi büyük birer iş gibi ciddiye almalıyız. En soyut düşünce planında bir inat, en engellenmesi zor olan şeyleri yenebilir. Bir arkadaşım aniden sigarayı bıraktı. Bir aydır hiç içmiyor. Diyor ki: “Canım sigara istediği zaman şunu düşünüyorum: Bu arzu birazdan sönecek. Sonra yine hasıl olacak. Sonra yine sönecek. Böyle düşünerek “şimdi” sigara içmeyeceğim diyorum sabrediyorum. İnandığım gibi oluyor. Biraz sonra sigara isteğim kaybolup gidiyor.”
Arkadaş çok güzel bir yol bulmuş. Nefsimizi zapt edemeyeceğimizi sandığımız bazı günahlar için aynı yola başvurabiliriz. Allahın izniyle işe yarayacaktır.

Her hayrın anahtarı “bismillâh”tır.. Çok salevât okumak, sünnetlere uymak hayırlarımızı arttırır, hayatımızı güzelleştirir. Haram ve mekruh işlere başlarken besmeleyi okumayız. Böyle gerekiyor. Meselâ sigara içerken, dedikodu yaparken, zina yaparken, hırsızlık yaparken başta bismillah demeyiz. Hayatımızda besmelesiz yapacağımız işleri azaltalım yok edelim. Besmelesiz işlere hayatımızda hiç yer vermemeye çok gayret edelim.

İslâmi Cemaatler ve Tarikat meseleleri açısından vesile
1- İnsanın mahiyeti çocukluğundan beri yaşadıkları ve gördükleri sonucu kazandığı deneyimlerle çok büyük bir karmaşa haline gelir. Allaha hakkıyla kul olmak zorlaşır, imkânsız gibi bir hale gelir. Bütün bireylerin birbirlerini etkilemesi, birbirlerinden etkilenmesi toplum hayatının kaçınılmaz bir gerçeğidir. Bunun için Allah peygamberler görevlendirmiştir. Ayrıca peygamberlerinin yokluğunda o peygamberlerin nübüvvet makamlarının nurunu kendi kabiliyetine göre taşıyabilmelerini Veli kullarına bahşetmiştir. Bütün bunlar insanlık âlemi için Allahın büyük rahmetidir. İnsana düşen şey irade-i cüziyyesini o değerli kulların sözlerini dinleyip uygulamak yönünde seferber etmesidir. Kendisine tabi olunacak veliler islami ilimleri bilen ve en güzel şekilde hayatında tatbik eden kişiler olmalıdır. Her velinin peşinden gidilmez. İlmiyle amel etmede elinden geleni yapmaya çalışan, insanlara müslümanlıkta ve iyilikte doğrulukta çok iyi örnek olan islam alimleri de örnek alınacak kişilerdir.

Peygamberlerin ve velilerin insanları yönlendirmeleri ve rehberlik etmeleriyle insanlar Allaha gerektiği gibi kulluk edebilirler. Allah dünya hayatında her şeyi vesilelere bağladığı gibi kendisine kul olabilmemiz için de bize vesileler sunmuştur. Vesileleri bir kenara atarak bir yere varabilmemiz mümkün değildir. Bu ancak çok özel durumlarda mümkün olabilir veya çok özel insanlara mahsustur. Zayıf istisnaları düşünerek ahiretimizi tehlikeye atmayalım. İslamı “gerektiği gibi” yaşayabilmek için rehberler bulmaya ihtiyacımız var.

2- Allahın kitabından başka bir şeye ihtiyaç var mı? Aşağıda bu sorunun cevabı aşamalar halinde anlatıldı, tümü bir bütündür.
Sadece Kuran-ı Kerîm yeter diyenler kitabı hiç okumuyorlar mı? İçinde “Allahın ipine toplu halde sımsıkı tutunun” açık ve kesin emri var. Bu gerçeğe yönelik pek çok ayetler var. İslam dinini bireysel olarak yaşamamıza yönelik Kuran’da emirlerin olması cemaat halinde olmasak da olur veya cemaat olsak bile başıboş olsak da olur anlamına gelmiyor. Kuranı ve hadisleri okursak bunu anlarız. İslam dini sosyal hayat dinidir. Paylaşımlarla bir arada bulunarak, pekçok konuda işbirliği yapmamızı ve birbirimizi kontrol etmemizi gerektirir, defalarca emreder. Kurandaki her emir ise üzerimize farzdır. Kuran ayetleri bu gerçeği gözler önüne seriyor. Her toplu işte başımızda bir imam yani öncü veya reis olmasının kesin gerektiğini peygamber efendimiz ümmetine defalarca bildirmiş anlatmıştır. Kuran-Kerîm’deki bir ayette ise “İhtilafa düştüğünüzde Ehl-i Zikre danışın” diye emredilmiş. Kurana bakın denilmemiş. Bu da Allahın kesin bir emridir. Aklımızı başımıza alalım. Dosdoğru İslam âlimlerimizin değerlerini bilelim onları rehberler edinelim. Sırf bununla da yetinmeyip ihlaslı, takvalı, salih müslümanlardan arkadaşlar edinmeliyiz.

Günümüzün psikoloji türü ilimleri canlı örneklerle eğitimin kaçınılmaz gerekliliği üstünde çok durduğu gibi bunun olmazsa olmaz derecedeki önemini kabul ediyor. Bunu bir de dinini yaşamak isteyen, Allaha hakkıyla kul olmak isteyen müslümanlar kabul etse!

Dünya hayatı vesile
lerle hareket etme yeridir. İnsanlar sosyal varlıklardır. Topluluk halinde yaşar. Her topluluğun bir başı veya temsilcisi olur. Fatiha suresini okurken “iyyake na’budü iyyake nesteîyn”” (Yalnız sana kulluk eder, yalnız senden yardım dileriz) diyoruz. Koyu harfli n‘ler “biz” zamirleridir. Böylece “biz” zamiri ile dua ediyoruz. Ben demiyoruz. Demek ki bir topluluğuz. Bir de başımız var. En büyük topluluk küçük topluluklardan oluşur. Her topluluğun bir başı veya temsilcisi olur. Her toplulukta eğitim olur. Örnek alınması gereken, itaat edilmesi gereken, baştacı edilmesi gereken kişiler olur. Kısacası islam rehberler bulmamızı, rehberler edinmemizi gerektirir. Cemaatleşmeleri gerektirir. Cemaatler içinde bulunmamızı gerektirir. Başına buyruk olmadan, başıboş olmadan müslümanca yaşamamızı gerektirir. Yine Fatiha suresinde “ihdinâssıratalmustakîym” yani “bizi dosdoğru yola ilet” diyoruz. Demek ki “biz” toplu olarak birbirimize örnek oluyoruz, birbirimize gerekenleri öğretiyoruz böylece Allahın rızası yönünde gereken ne varsa gücümüz yettiğince yapmaya çalışıyoruz; bu yaptıklarımız “fiili dua” oluyor. Bütün bunların hepsi vesilelere başvurmaktır. Ayrıca fatiha suresindeki kavlî duayı da her namazımızda her rekatte yapıyoruz yani bu vesileye de sarılıyoruz.

Açıklamalar:
1- Okuduğunuz yazı hakkında sorunuzu veya yorumunuzu aşağıya yazabilirsiniz.
2- Yazılarımı RSS ile takip edebilirsiniz.
3- Tüm yazılarım kendi tecrübelerimin ve araştırmalarımın eseridir.

Yukardaki yazı ile ilgili ek bilgiler ve yorumlar:

  1. fuadyusufoglu dedi ki:

    Paylaşmaların çok çok yararlı Allah (c.c.) razi olsun Amin..Hepsi de güzel ..Ama en güzeli (şimdiki zamanla ilgili olduğu ve bu hastalığa düşen çok olduğu için) Sadece Kur'an bize yeter diyenler hakkında yaptığın açıklamalar çok yerinde.