Üstşuur kapanıklığı

Tarih: 19 Ekim 2009

Bizim ülkemizde, kültürümüzde oldukça yaygın acı bir gerçek. Bende de zaman zaman oluyor. Daha doğrusu “üst şuur zaman zaman ortaya çıkabilse bari ama nadir” desem daha doğru olur. Bunu fark edince utandım. Ne kadar utansam da keşfettiğim bu gerçeği yazmalıyım.

Üst şuur veya şuurüstü bilinen bir şey. Üstşuur kapanıklığı ise başka. “Üstşuur kapanıklığı” doğru bir terim oldu mu bilmiyorum. Bununla ne demek istiyorum aşağıda okuyabilirsiniz.

Üst şuur veya şuurüstü, insanın düşünebilme yeteneğinin aktif olmasıdır. Düşünebilen insanlarda üstşuur aktiftir. Bizde ise daima bilinçaltı devrededir. Yani düşünmeyen bir toplumuz.

Düşünmüyor muyuz? Evet, düşünmüyoruz. Bizim düşünmemiz hafızamızdaki bilgileri ve tecrübeleri taramaktan ibarettir. Fikir üretimi yoktur. Zamanla hafızamıza bir şeyler yüklenmiştir. Bilinçaltımız ise hayat boyunca tanık olduğu davranış biçimlerini kayıt etmiştir, hangi etkiye ne tepki gösterilir şablonları hazırlamıştır. Hafızamızdaki bilgilerle, bilinçaltımızdaki şablonlarla “otomatiğe bağlı” yaşayıp gidiyoruz.
Böylece, hafızamızdaki bilgiler ve bilinçaltındaki şablonlar izin verdiği kadar insanızdır.

Peki ya üst şuur?
Bu bambaşka bir şey. Buna zihnin fikir üretme, aklı kullanabilme kapasitesi diyebiliriz. Karşılaştığımız her şey karşısında hafızamızdaki bilgilerle sınırlı olmadan, bilinçaltımızdaki şablonların devreye girmesine izin vermeden “düşünerek” yepyeni yollar bulma sanatına sahip olmakla ilgilidir. Beyinde bunun bölümü var.

Üstşuurun kapalı olması
Bir olaya tepki göstereceksin, bunu aslında bilinçaltındaki bir şablon gerekli kılıyor, faziletlilik sanıyorsun. Bilinçatında tepki şablonu hazır bekliyor. Çoğu zaman beyin otomatik talimat verir ve tepki şablonundan gereken hareket oluşur. Yine bilinçaltında o tepkiyi göstermenin zararını hatırlatan başka bir şablon da var. İkisi arasında gidip gelmeyi akıl sanıyoruz, düşünmek sanıyoruz aldanıyoruz.

Belleğimizdeki bütün kayıtlardan, bütün izlerden özgür olarak o meseleyi ele alıp hafızamızdaki gerekli bilgilerle tartıp, yepyeni bakış açısı üretebiliyorsak, en güzel “yeni” bir tepkiyi oluşturuyor veya en faziletli tavrı alabiliyorsak üst şuur çalışıyor demektir.

İslam dininde tarikatlar bunun için ‘idi’. Çok geniş kapsamlı metotları vardı. Birikmiş kayıtların zararlarından kurtulmak için bilinçaltını tasfiye çalışmalarından üst şuuru hakim kılma çalışmalarına kadar her şeyin yolu, yöntemi, izlenecek gelişim süreci vardır. Günümüzde hiçbiri uygulanmıyor veya çok özel kişiler dikkatle eğitim alıyor. Şimdi ya “folklorik” gidiyor ya da adı tarikat olan cemaat içinde tarikat sadece iman kurtarma hizmeti içinde “sembolik” tutuluyor.

Peygamberimiz çevresindeki ilk sahabeler uzun yıllar boyunca Mekke dönemi vahiyleriyle üst şuur ile hareket etme sanatını kapmışlardı.

Sonraki yüzyıllarda tarikatlerde o eksiğin giderilmesi çalışmaları sürdürüldü. Değerleri hiçbir zaman islam dünyası genelinde anlaşılmadı. Günümüzde de anlaşılmamaktadır.

Said Nursi gençlik yıllarında bütün islam alimlerini ve bütün tarikat ehlini şaşırtan “akıl ve zekâ örneği” olmuştur. Bu da onun üst şuurunun her an başarı ile devrede olması sayesinde idi. Said Nursi sonraki yıllarında (kendisini “Yeni Said” diye tanımladığı döneminde) üst şuuru çok daha soyut bir hal almıştı. Ama zamanın büyük kargaşaları yüzünden o yolu netleştirip bir ekol haline getiremedi. Zaman iman kurtarma zamanıydı, bütün vaktini bütün gayretini bunun için değerlendirmeliydi. Yine de Risale-i Nur külliyatı içinde o yola götürecek çok değerli dersler mevcuttur.

Açıklamalar:
1- Okuduğunuz yazı hakkında sorunuzu veya yorumunuzu aşağıya yazabilirsiniz.
2- Yazılarımı RSS ile takip edebilirsiniz.
3- Tüm yazılarım kendi tecrübelerimin ve araştırmalarımın eseridir.

Yukardaki yazı ile ilgili ek bilgiler ve yorumlar:

  1. Râna dedi ki:

    Düşünebilen insanın bilinçaltının devreye girmemesi, bilinçaltına inat şuurla hareket edebilmesi için, iradesine sahip bir yapısının olması da en az düşünebilmek kadar önemli. iradesi kuvvetli, sağlam bir iradeye sahip olan insan, daha şuurlu hareket edebiliyor. İrade yapısı daha zayıf insanlarda bilinçaltı hakim durumda. Herhalde iradelerimizi kuvvetlendirmemiz, hakim olmamız, terbiye etmemiz lazım.

  2. admin dedi ki:

    İmam-ı Şafii’nin şeyhi eğitimsiz biriymiş. Herkes İmam-ı Şafii gibi büyük ve önemli müctehid bir islam âliminin o fakir dervişe olağanüstü büyük saygısını sevgisini her konudaki itimadını teslimiyetini yadırgıyormuş abes buluyormuş. Sonunda kendisine sorduklarında şöyle cevap vermiş:
    “Benim hareketlerim bildiğim edindiğim bilgilerle sınırlı ama onun her adımı şeriatın ta kendisi..”

    Buradan ben şunu anlıyorum: Üst şuurla hareketler her ne kadar güzel olsa da, yine de bilgilerimizle ve düşünsel becerilerimizle sınırlıdır ve üst şuurluluğumuzla hareketlerimiz her zaman mümkün olmaz. O fakir dervişin sahip olduğu “Ledun ilmi” bir yana, kendi mürşidinden kaptığı içselleştirdiği ve bilinçaltının tamamını oluşturduğu etkilerin değeri büyüktür. Maneviyatı almak üstü körün çalışmalarla, meseleyi ucundan köşesinden tutmakla olmuyor.

    Bilinçaltını devreden çıkarabilmemiz zaten mümkün değil. En iyisi bozuk kalıpları sağlıklı ve şeriata uyan kalıplarla değiştirmektir. Bunun için rehber kişi seçiminde dikkatli olunmalı çünkü ondaki her özellik alınacaktır.
    Bilinçaltında değişiklik yapmak nlp ilminin başlıca konusudur.. NLP üstatlarından biri, bir psikiyatri uzmanından bir süreliğine ders alırken adamın her şeyini almış; saç tarama şeklinden yüz mimiklerine, yürüme tarzından ses tonuna kadar! Böylelikle alması gereken ilmi de hakkıyla alabilmiş.

    Mevlana’nın prensiplerinde “Sen sen oldukça mürşidinden nasiplenemezsin” gibi tavsiyeler var. Tarikat çalışmalarında bunun değeri çok büyüktür (fena fişşeyh). Bu çalışmaların önemi olmasaydı tarikatlerin özelliği sadece biat etmekten ibaret kalırdı, herkes her şeyi sadece bilgi edinmekle halledebilirdi. Günümüzde tarikat ne yazık ki bu şekliyledir. Mürşide biat edilir, o kadar.

    Mantıklı bulduğumuz / yanlış bulduğumuz “şahit olduğumuz” her şey bize bilgi olarak kuru bilgiden çok daha fazla etkilidir. Doğru rehbere doğru teslimiyetle ve salih insanlara yakın olmakla esas gerekeni kazanabiliriz.

    Tarikat çalışmalarında tam uyanıklık halini nurani cezbeler bile engelleyebiliyor. Mezhep imamları ve İmam-ı Rabbani gibi tam uyanık olabilen Allah dostları dünyaya her zaman gelmez.

    Kimse mükemmel olamaz. Öte yandan hatalarımız kusurlarımız olmasaydı tekamülümüz söz konusu olamazdı. Tekamül ile varılan dereceler, Allah nezdinde değeri olan makamlar mükemmelleşmemize bağlı değil, yanlışlara karşı verdiğimiz mücadelelerle emeklerle oluyor – Hak yolda yaptığımız hizmetlerin, hayır hasenat işlerinin devamıyla kemalini buluyor.

    Bilinçaltı temizliğini tamamlamadıkça her zaman büyük tehlikedeyiz. İşin kötüsü, bilinçaltı her an gördüğü iyi kötü ne varsa kopyalayıp durmaktadır. Bugün şahit olduğun çirkin bir hareketi sen kendin hiçbir zaman yapmayacağını sanırsın. Ama o hareket kayıtlara geçmiştir. “Eğer kendini koyvermişsen”, bugün ayıpladığın kişinin başına gelen aynı şey senin başına gelse aynı çirkin tepkiyi göstereceksindir, bu kesindir. Zaten ayıplaman da kendini koyvermiş olduğunun bir göstergesidir. Hiçbir şey tesadüf değil. Yanlış, kötü, zararlı her ne davranış görürsek o davranış bizde zuhur etmesin diye Allaha iltica etmeliyiz, fiili ve kavli dua etmeliyiz; hem kendimiz için, hem ayıplanan kişinin kurtulması için.

    Tarikat tasavvuf çalışmalarında ilerlenecek çok makamlar var. Allah dostları genelde o makamların gölgelerinden nasiplenir. Eminlik sıfatı, ismet sıfatı gibi.

    “Bu kişiden yanlış bir şey südur etmez” denebilecek makama gelmek salih kullara yakın olarak devamlı çalışmakla, nefsi her zaman Hak yolda hizmetlerle / hayır hasenat çalışmalarıyla meşgul etmekle olur.

    Rahmani uzlet: “insanlara zararım olmasın” diye, şeytani uzlet “insanların zararından kaçayım” diye yapılan uzletlerdir. Bunlar gibi bütün kayıtlarla kayıtlı olmaktan arınarak, mürşidinin gösterdiği hizmetlerde, her türlü kayıtlardan kurtulup sadece “şu an yapmak gereken şu işler var” bilinciyle hareket etmekle doğru yolda olabiliriz. Ölüm bizi bu halde yakalamalı.

    Nakşibend hazretlerine biri sormuş: “Hangi amel bana en faydalıdır”
    Cevap: “Hangi amel üzre ölmek istiyorsan”