Tek başına mı karar veriyorsun?

Tarih: 12 Aralık 2010

İnsan kendisini sevenlerin fikrine, kararına da saygı duymalı. Her meseleyi o işin ehli olan kişilere danışmalı. Biz bu dünyada hata edip kararlarımızı kep kendimiz belirleriz. Şartları da, başımıza gelecekleri de kendimiz belirleriz. Bilerek veya bilmeyerek böyle oluyor. Sonuçta kadere isyan etmenin, Allaha asi olmanın mantıklı bir geçerliliği olamaz. Sen şartların gelişiminde hep kendi kafanla hareket ettin, ektiklerini biçip durmaktasın.

Peygamber efendimiz “İstişare eden yanılmaz, istihare yapan mahrum kalmaz.” demiş.

Doğruluğundan emin olmadığım bir hadiste, eğer hadis uydurma değilse, peygamber efendimiz erkeklere şöyle bir tavsiyede bulunuyor: “Karınıza danışın ve önerisinin tersini yapın.”

Tercümeler yanıltıcı olabiliyor. Belki şu manada olabilir: “Tersini yapacak olsanız bile eşinize danışın.”

Tercüme doğru ise sadece bir sahabenin sadece bir deneyimi sonucu söylenmiş bir hadis olabilir. Hadislerin hangi ortamda, ne gibi bir gidişat içinde söylendiklerini iyi bilmemiz lazım. Yoksa sadece özel bir an için geçerli olan bir tavsiyeyi evrensel bir gerçek gibi insanlara dayatma bidatini işlemiş oluruz.

Danışmak çok önemli. Size çok yanlış bir tavsiyede bulunulsa bile bu sayede o ana kadar görmediğiniz şeyler size açılır, meseleyi daha iyi anlarsınız. Sizi sevenlere danışın. Onların sizin iyiliğinizi isteyerek o meseleyi düşünmesi bereket olur, uğur olur. Tavsiyeleri yanlış bile olsa kalplerindeki kuvvetli iyi niyet sizin kalbinize gıda gibi yansır. Bir şekilde Allah size çözüm yolları yaratabilir.

En doğrusu, en güzeli her meselede “işin ehline danışmak” ve sonrasında istihare yapmaktır. Ama bilirkişiye danışmadan önce sevgi bağları hürmetine sevdiklerinize de danışın, sonra işin ehline danışın.

Mahmud efendi hazretlerinden duymuştum: “Allah sizin birbirinizi sevmenizi sever.” demişti. Biz müslümanlar bunu hiç unutmayalım. Her konuda yakınlarımızın, iyi dostlarımızın fikirlerini almaya çalışalım. İnsan önce sevdiklerine, özellikle kendisini seven yakınlarına danışmalı. Sonra işin ehli kişilere danışmalı. Bilirkişi tamamdır, yap derse veya vazgeç dediği halde yapmakta kararlı iseniz, her halükârda aşağıdaki iki şeyden birini yapmalısınız (mürşitsiz veya istiharesiz hareket etmek mağdurluklara sebep olabilir).

1- Mürşidinize danışın. “Benim bu işte amacım şudur, büyüklerim veya eşim şöyle düşünüyor, bilirkişi şöyle diyor.”

Mürşide bunlar anlatıldıktan sonra onun onayı var mı yok mu diye kulak kesilmeli. Edep tarafsız kalarak onay veya men beklemektir. Mürşitten sırf onay beklemek edebe ters düşer. Mürşit sizin samimiyetinize ve güven kazanmışlığınıza göre cevap verir. Genelde istihare tavsiye eder. İstihareyi onun söylediği şekilde yapmalısınız.

2- Mürşidiniz yoksa, işin ehline danıştıktan sonra istihare yapın. İstiharenin en az üç gün yapılması lazım. Sonucunda Allah kalbinizi o meseleye ısındırdı mı yoksa kalbinizi soğuttu mu, bu ortaya çıkacak. Belirsizlik varsa istihareler yedi gün devam ettirilmeli. Sonuçta o işi yapmaya çok daha azimli olursunuz veya o işten tamamen soğumuşsunuzdur. Kalbiniz soğumuşsa nefsinize uymayın o işten vazgeçin. Veya o konuda sadece ferasetiniz arttırılır, karar tamamen size bırakılır.

İstihare, Allaha sıkı sıkı iltica etme çeşitlerindendir. Ciddiyetle yapılmalı, formalite gibi ele alınmamalı. Nasıl ki “Eûzu billahi” Allaha sığınırım demektir, bunu dediğiniz anda şuurluluğunuz ve niyetinizin kuvvetliliği nispetinde Allaha iltica etmiş olursunuz, istiharelerde de aynı özellikte bir metafizik gerilim içinde olmak gerekiyor.

İstiharenin çeşitleri var ama bizim için en iyisi, gece yatmadan önce dört rekat istihare namazı kılmatır. Bu dört rekatlik namaz ilkindi namazının sünneti gibi kılınır. Namazın sonunda Allahtan istersiniz: Hayırlı ise kalbinizi ısındırmasını; sevginizi, gayretinizi, şevkinizi çok çok arttırmasını, sonuç hayırsız olacaksa kalbinizi o meseleden şiddetle soğutmasını dilersiniz. Bu çeşit istiharede rüyalardan işaret beklemek, görüntülerden ve renklerden anlam çıkarmaya çalışmak çok yanıltıcı olabilir. Kalbinize bakacaksınız. Sevginiz, isteğiniz birken bin mi oldu yoksa o sevgi o istek şimdi yok mu. İstiharelerin sonunda belki de size yeni bir imtihan mahiyetinde şu hal verilebilir: Nefsani istek sizden giderilmemiştir ama üst şuurunuz size o işin sonuçta hiçbir hayır getirmeyeceğini gösterir. Yani, o mesele için “feraset“iniz arttırılmıştır. Tercih size bırakılmış oluyor: Artık ya iradenizi kullanıp o işten uzak durun ya da bile bile kendinizi zarar sokun.

Açıklamalar:
1- Okuduğunuz yazı hakkında sorunuzu veya yorumunuzu aşağıya yazabilirsiniz.
2- Yazılarımı RSS ile takip edebilirsiniz.
3- Tüm yazılarım kendi tecrübelerimin ve araştırmalarımın eseridir.

Yukardaki yazı ile ilgili ek bilgiler ve yorumlar:

  1. a.y. dedi ki:

    Müşavere etmek sünnettir. Ama bunu ehliyle yapmak gerekir. Ve sizin gerçekten iyiliğinizi isteyen kişilerle. Bunun aksi size faydadan ziyade zarar getirir. Mesela bekar birine evlilikle ilgili mevzuları danışamayacağınız gibi.

    “Karınıza danışın ve önerisinin tersini yapın.”
    Bu konuyla ilgili ben de bir yazı okumuştum. Bir adam damdan atlayacağım demiş ve hanımı atlama demiş. Adam atlamış, bu hadisi duyduğundan. Sonra bazı hikmetleri de olmuş. Tam ayrıntısını hatırlayamıyorum ama harp gibi bir şey olmuş ve adam bacağı kırık olduğu için alınmamış. Tabii bu cihad olmasa gerek. Yoksa cihaddan kaçmak da büyük günahtır. Zalimlerin çıkardığı bir savaş olmalı.

    ************
    O meseleyi ben Mevlana’dan şöyle okudum: Adamın eğer o sırada sağlığı iyi olsaymış Hz. Osman (R.A.) efendimizi şehit eden katillerin arasında olacakmış, o cinayette onun da payı olacakmış. Bize garip gelen hadisi şerifin bir hikmeti, belki adam hiçbir çıkar yol bulamayınca bir hadise göre öyle bir şey yapmış olabilir. Yani tahmin ediyorum ki o fitnede kesin yeri vardı, kaçamıyordu, sonunda çözümü o şekilde buldu. Direkt olarak intihar etmek caiz olmadığından belki…