Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh

Tarih: 29 Mart 2010

Allah hiçbir kuluna taşıyamayacağı şey yüklemez. Yüklerse de taşıyan sen değilsin. Sen sen oldukça, ben taşıyorum ben yapıyorum ben ediyorum.. ben ben ben.. dedikçe elbette taşıyamayacağın zannına kapılırsın. Yorgunluk hissedersin kaçmak kurtulmak istersin ki bu da senin yüzündendir.

Allah arşı yaratıp onu taşımaları için melekler görevlendirdi. Meleklere çok zor geldi. Yük altında eziliyorlardı. Takatleri kalmamıştı. Allaha dua ettiler. Onlara “Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh” zikri telkin edildi. Böylece artık hiçbir sıkıntı çekmediler, hiçbir zorluk hissetmediler.

Bu zikirden maksat şu gerçeği anlamamız içindir:
Mutlak aczimizi mutlak fakrimizi idrak edip iyice anlamak ve yaptığımız hiçbir işte kendi gücümüzün kudretimizin zerre kadar payı olmadığını, bütün imkânın bütün kuvvetin bütün enerjinin bütün isteğin sadece ve sadece Allah’ın mümkün kılmasıyla olduğunu anlamak ve o salim kalp ile Allah’a teslim olmak O’na sıkı sıkı sığınmak gerektiği içindir.

Bu dünyada bedenin hayır işleri ile yorgun düştükçe ruhundan kuvvet bulursun. Canın safileşir. Kalbin nurlanır. Uykun hafifler. Ne zaman ki sen “Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh” sözünün hakikatini idrak eder (hakkıyla anlar) ve kesinkez buna inanırsan o zaman yaptığın zor görünen hayır çalışmaları seni hiç yormayacaktır sana hiç bıkkınlık vermeyecektir.

Hiçbir hayır işinde üşenme. Üşenme gelirse “Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh” demeye devam et, gafleti üzerinden at. Çünkü gerçekte yapan sen değilsindir.

“Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh” zikri nasıl yapılmalıdır:
Akşam namazlarından sonra anlamını düşünerek 33 defa tekrarlanmalı. Acele etmemeli, ne zaman bitecek diye düşünmemeli. Bunun dışında, günlük hayatınızda her neye üşenirseniz, ne size zor gelirse derhal bu zikri kalbinizden şuurluca tekrarlayın. Bir defa da olabilir birkaç defa da olabilir. Önemli olan “hiçbir işte kendi gücünüzün zerre kadar payının olmadığını, bütün imkânın bütün kuvvetin bütün enerjinin bütün isteğin sadece ve sadece Allah’ın dilemesiyle mümkün olduğunu” hatırlamanız ve inanmanızdır: Böylece içiniz ferahlar, hafiflersiniz, yapmanız gereken işi seve seve yaparsınız. Kendi çalışmanızı değil, adeta Allahın yaptıklarını seyrediyor gibi olursunuz, sanki bir kenardan seyrediyorsunuzdur. Bu güzelliği anlamayı Allah cümlemize nasip etsin. Âmin. Kaç defa yaparsanız, her üçüncüde veya her 11’incide veya 33’üncüde ya da her 100’üncüde sonuna “aliyyil azîm” ekleyin. Şu şekilde:
“Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhil-aliyyil-azîm”

* * *

Bir insanın başkalarına zararı olmayan kişisel bir günah içinde bulunması, o kişinin Allahın diğer kullarının gıybetini yapmasından, onları küçümseyici laflar etmesinden daha çirkin olabilir mi? Elbette kul hakkına girmek kadar ve kibir sahibi olmak kadar zararlı değil gibi görünür ama bunlar da dolaylı olarak kişinin kendisini başkaları için hayırlı işler yapmasından engeller.

İyi düşünün. Belki de kurtulamadığınız günahlarınız, kendinizi hep o günahların içinde bulmanız diğer büyük günahlardan korunmanız için bir ilaçtır. Bu durumunuz, aslında siz iman sahibi olduğunuz için sizin bilinçaltınızın kullandığı bir savunma mekanizmasıdır. Elbette yanlıştır, zararlıdır, israftır. Allah israf edenleri sevmez. Vakit israfı, enerji israfı, ömür israfı.

Gizli yaptığınız çirkinlikleri Allahın, meleklerin, cinlerin, şeytanların gördüğünü biliyorsunuz. Sadece dünyadaki insanlar görmüyor bunu da biliyorsunuz.

Bu zilletten kurtulmanız ise belki çok kolay değil. Ne zaman mutlak aczinizi mutlak fakrinizi idrak eder anlarsınız ve yaptığınız hiçbir hayır işinde hiçbir iyi işte kendinizin zerre kadar payınız olmadığını, bütün imkânın bütün kuvvetin bütün enerjinin bütün isteğin sadece ve sadece Allah’ın dilemesiyle mümkün olduğunuzu anlarsınız ve o “arınmış temizlenmiş” salim kalp ile Allah’a teslim olursunuz O’na sıkı sıkı sığınırsınız, işte o zaman diliniz kötü söz söylemez, gözünüz haram aramaz, gönlünüz harama yalana yanlışa meyletmez. Rızkınız size kolayca ulaşır. Farz ibadetlerinizi rahatça yapabilmeniz için size devamlı imkânlar sunulur. Sunulan imkânların farkında olmalı, tam zamanında kaçırmadan değerlendirmelisiniz.

Hayırlı ve sevaplı işleri yapabilmek Allahın büyük bir lütfudur. Herkese nasip olmuyor. Temizlenenlere, arınmak isteyenlere hayırlı sevaplı işleri yapması için fırsatlar sunulur. Kul ister Allah yaratır. Nasıl ki kurana temizlenenlerden başka el sürmesin yönünde ayet vardır; anlayalım ki salih ameller için dahi maddi manevi temizlik şarttır.

Bunu kolaylaştırmak şeriate tabi olmakla mümkündür. Namazları vaktinde kıl. İsraftan kaç. Bekârsan evlen.
Evlenemezsen vaktin çoktur: Yardıma muhtaç insanlara yapabildiğin her türlü yardımı hiç vakit kaybetmeden yap. Yardıma muhtaç insan bulamazsan hastaları ziyaret et. Gurbettekileri teselli et. Yakını ölmüş kişileri ziyaret et onlara tesellici ol. Nafile namazlara, nafile oruçlara, Allahın zikrine, akraba ziyaretine çok daha fazla vakit ayır.

Allahın muhtaç kullarına yardımcı olmak en hayırlı iştir. Bir köşede sırf namazla oruçla ilimle zikirle bir yere varamazsın. Hizmet nimettir. Ne mutlu hizmet etmeye vesileler bulabilenlere. Bu vesileleri de elbette sana Allah verir. Şükretmesini bilenlere Allah nimetlerini arttırır.

Açıklamalar:
1- Okuduğunuz yazı hakkında sorunuzu veya yorumunuzu aşağıya yazabilirsiniz.
2- Yazılarımı RSS ile takip edebilirsiniz.
3- Tüm yazılarım kendi tecrübelerimin ve araştırmalarımın eseridir.

Yukardaki yazı ile ilgili ek bilgiler ve yorumlar:

  1. Yemliha dedi ki:

    “La Havle Ve La Kuvvete İlla Billah” zikrine ihtiyaç duymamız ve bu zikri kullanmamız aynı zamanda bizim Allah (c.c.) dan razı olmadığımızın da bir işaretidir.

    Şöyle ki: göğsümüz daralır, öfkelenir yahut yorgun düşeriz. Hissettiğimiz bu öfke, daralma ve yorgunluk/bıkkınlık; başımıza gelenlere duyduğumuz memnuniyetsizlikten kaynaklanır. Her şeyi/durumu/olayı yaratanın, başımıza getirenin Allah (c.c.) değil de kullar vd. varlıklar olduğu yanılgısına düşeriz de bu halleri yaşarız. Gözümüz Haktan halka çevrilir. Sonra da “La havle…” zikrine ihtiyaç duyarız.

    Oysa ki kamil bir mümin, her türden şeyin yaratıcıcısı/meydana getiricisinin Allah (c.c.) olduğunun idrakinde olduğundan, öfke, daralma, bıkkınlık vb. hislerden uzaktır. O başına gelen her şeyi Allah (c.c.) dan bildiği için Allah (c.c.) ya karşı tam bir rıza ve O’nun takdirine karşı teslimiyet, gönüllü bir katlanma içindedir. Her türden “sıkıntılı” yaşantıya seve seve kucak açar. Hem kimin haddi ki kendisine Allah(c.c.) nun bilgisi, isteği dışında bir şey yapmaya güç yetirsin. Her şey, hakikatinde, O’ndan değil midir? O, TEK değil midir? O’ndan başka bir varlık var mıdır Kİ onu muhatap alsın. Bunun bilincindedir.

    Selamün Aleyküm.

    ****************************
    Cevap:
    Bu zikir peygamber efendimizin sahabelere tavsiyesidir. Uygulanmıştır ve faydası görülmüştür. Pek çok Allah dostları, islam alimleri bunu vird edinmişler, hem insanlara tavsiye etmişler.
    Dolayısıyla, böyle bir zikir hakkındaki itirazlı düşüncenize katılmıyorum.
    Rıza meselesini biz yanlış anlıyoruz. Peygamber efendimiz (S.A.V.) bile zaman zaman bazı insanlara kızmıştır öfkelenmiştir. Kızdığı zaman iki kaşının arasındaki damarın kabardığına dair sahabelerden rivayetler var. Sahabelerin de kızdıkları öfkelendikleri durumlar çoktur.
    Bir keresinde lamba söndü diye peygamber efendimizin canı sıkılmış içi daralmış ve “innê lillâhi ve innê ileyhi raciûn” demiş. Bakın bunlar gerçek.

    Hem Allahı değişik fikirlerle ve Allahın değişik sıfatları ile anmak güzeldir. Bazı olaylar vesiledir. Böylece değişen durumlarda değişen şuurluluklarla, değişen psikolojimizle, değişik bilgilerle, Allahın değişik sıfatlarıyla Allahı anmış oluruz zikretmiş oluruz. Bazı dualar bazı namazlar da öyledir. Güneş tutulması namazını Said Nursi güneş kurtulsun diye değil, o namazın vaktinin o zaman olduğu içindir diye açıklamış. Bazı insanlar her şeyin duasını öğrenir, yapar. Sanki filan mesele o duanın vesilesidir gibi. Yani dua için zikir için insan her vesileyi değerlendirse bu güzel bir şeydir.

    Bahsettiğiniz “Allahtan razı olma hali” herkese kolay kolay nasip olmaz. Rıza makamına çıkmadan önce aşılacak çok şey var. Önce nefsin üç zorlu makamını aşmak, sonrasında benlikten kurtulmak, bunun sonrasında da rıza makamlarının ilkine varmak var. İlk üç makam ve benlik aşılamadıkça o makama varılamaz. Herkesin varmak için çabalaması da gerekmiyor. Allah dilediğini o makamlara vardırır kimse engel olamaz, o başka mesele.
    Her zaman kâmil mürşidlerden çok dervişler olması, öğretmenlerden çok öğrenciler olması, patronlardan mühendislerden mimarlardan çok işçiler olması, kraliçe arılardan çok işçi arılar olması dünyanın düzeni için gereklidir. Sünnetullah’da her şey böyle tasarlanmış. Uzayda güneşler azdır ama her bir güneşin çevresinde dönen çok sayıda gezegenler ve çok sayıda küçüklü büyüklü cisimler vardır.

    Kâmil insanların hallerini öğrenmemiz başkalarına anlatmamız bizi bir yere vardırmayacaktır. Eğer bir kâmil insan tanıyorsak nasihatlerini can kulağıyla dinleyelim onu rehber edinelim onun hizmet yolunda canla başla çalışalım. Yani bir güneşe uydu olalım. Fakat onun makamına imrenmeyelim. Önemli olan hizmettir.
    Bir mürşid-i kâmil bulup onun cemaatinde kendimize uygun bir hizmette bulunmalıyız. Eğer bunu yapmıyorsak, kendi kendimize İslami kişisel gelişim çalışmaları yapıyorsak, halimiz peygamber efendimiz hayatta iken ona tabi olmayıp peygamber olmaya çalışan kişinin haline benzer. Peygamber efendimiz şimdi yok diye sahabelerin hizmetleri de olmayacak devam etmeyecek diye bir şey yok. Hizmetler yine olacak. O hizmetlerin başında ehil kişiler olacak ki onlar da şeyhlerdir mürşitlerdir kâmil müminlerdir islam alimleridir. Müslüman başıboş hareket etmemeli. Etiyle kemiğiyle canıyla din kardeşleri ile birlikte bir hizmetin içinde olmalı, gururunu kibrini cemaat içinde eritmeli. Yok ben herkesten farklıyım dememeli.

  2. semra dedi ki:

    Allah razı olsun insan bazı şeyleri bilir ancak bazen o kadar sıkıntı içinde olursunuz ki bildiklerinizin sizi rahatlatmasına fırsat vermezsiniz. ancak bu bilgiler güzel bir üslupla başka bir kişi tarafından ifade edilince etkisi çok büyük oluyor. siz benim gönlümün rahatlamasına vesile oldunuz ya Allah’ta sizin gönlünüze hep huzur versin. Allah’a emanet olun.
    *****************
    Cevap:
    Âmin. Allah cümlemizden razı olsun.

  3. Ay-sima dedi ki:

    Her şeye rıza gösterip bir de bunu kâl ile de tekrar etmek ne kadar muhteşem. ”dayanacak güç yok, dayanacak kuvvet yok, ancak sen! sen varsın! Allah’ım ” demek diyebilmek, acziyetini halinin yanında bir de, kâl ile ifade etmek Allah(cc) çok daha memnun eder herhalde…
    Doyurucu bir içerik olmuş. Allah razı olsun.

    Yazılar birer imza hükmünde değil mi? Nerde olursa olsun biliniyor…
    Sırrı ifşa haramdır ama eğer insan hiç de bilmese olurdu kaz…
    *****************
    Cevap:
    Âmin. Allah cümlemizden razı olsun.

  4. Yemliha dedi ki:

    ben yalnızca işin başka bir yönüne dikkat çekmek istemiştim. yoksa gayem itiraz değildi. “bunların yanında bir de şu var: …..” demek istemiştim. yazıda itiraz edilecek bir şey yok ki edeyim; hepsi de makul şeyler. kendimi eksik ifade ettim herhalde.

    selamün aleyküm.

    *********************
    Cevap:
    Yorumunuzu şimdi tekrar okudum, şimdiki açıklamanızı doğrulaması gereken anlatım biçiminiz var mı diye baktım. İnanmadığım için değil, nasıl ve niçin görmemişim anlamamışım diye düşünerek…

    “Aynı zamanda …. da …” ifade kalıbını içeren cümleniz, evet, bu, şimdiki açıklamanız ışığında düşünüyorum da evet o anlama gelebilir fakat çok zayıf kalmış. Keşke bir iki kelime daha katsaydınız. Hele şimdiki açıklamanızdaki “bunların yanında bir de şu var: …..” sözünüz veya daha kuvvetli anlamlısı en başta yer alsaydı o anlam yorumunuzun tamamını kapsayacaktı.

    Öyle insanlar var iyi bilirim: Bu virdin anlamını hiç bilmeyen, tekerleme gibi kullanan ve sadece yarısını kullanıp devamını getirmeyen insanlar.. İlk yarısını söyledikten sonra kendilerinin haklı olduğunu, sabretmekte olduğunu vurgulayarak seslerini yükseltirler. Bu tipler yorumunuza uyuyor. Ama onların gözleri hakta değil ki haktan halka çevirsin…. bir şeye öfkelenip olgun davranmak istedikleri zaman bu zikrin tekerleme versiyonunu kullanırlar. Tamamen geleneksel, ananevi bir davranış biçimidir.

    Ayrıca biraz daha düşünüp bir şeyleri hatırlamaya çalışınca şu kanıya vardım: bahsettiğiniz hale girdiğimiz zamanlar olabilir.
    Kolay değil. İşte bunun için burası imtihan dünyası. Tiyatro sanatçısına sahnede rol yapmak kolay ama hayatın gerçekleriyle karşılaştığında sahnedeki roldeki başarısı ortada yoktur.

    Evet, ezber roller gerçek hayatta bozulur. Zaten bütün peygamberler ezberleri bozmak için gönderilmiştir.