Kurban Gerçeği, Kurbanın Aslı Esası

Tarih: 10 Aralık 2008

Allaha yakınlaşmak başkadır Cennet ehli olmak başkadır. Herkes Cennet ehli olabilir. Bu, Allaha kurbiyet (yakınlık) kazanmakla bir olamaz. Allaha kurbiyet çok zordur. Şah-ı Nakşibend hazretlerinin ifadesiyle “Terk-i dünda, terk-i ukba, terk-i hesti, terk-i terk” gerektirir. Mavlana‘nın deyimiyle “yokluk yolu”nu gerektirir.

Kurban Allaha yakınlaşma anlamındadır. Kurban bayramının bir örf halini almış olması Kurban gerçeğini halk kitlelerine tamamen unutturmuştur. Büyük çoğunluk fakirlere yardım için sevap olduğuna inanarak hayvan kesiyor parçalara ayırıyor fakirlere dağıtıyor.

Sevaplar belki cennetteki nimetlerimizin çeşitliliğini vs. arttırabilir ama Allaha yakınlaşmamız için pek işe yaramaz.

İbrahim peygamber (A.S.) Allahın emriyle oğlunu kurban edecekti..
Kurban edecekti. İyi düşünelim. Niçin? Allah bunu niçin emretmişti?

Allaha yakınlaşmayı dileyen insan aradaki bütün engelleri çıkarmakla meşguldür. İbrahim peygamberin oğluna olan derin sevgisi ise çok büyük bir engeldi. Bu sevgide sahiplenmek var, kendisini Rab konumunda tutmak bile var. Nuh peygamber hakkında Kuranda anlatılanlara bakarsak, oğluna sevgisi yüzünden mahvolup gidecekti. Son bir ihtarla hatasından vazgeçti. Oğlu iman etmediği için felaketten kurtulamayacaktı. Gemiye alınmasına Allah tarafından izin yoktu. Nuh peygamberin evlat sevgisi ile Allaha yakarmaları Allah rızasına uymadı. Sonunda “O senin ehlin değil!” sözü ile beraber gelen uyarı ile inadını terk etti Allaha teslimiyet gösterdi.

İbrahim peygamberin oğlunu kurban etmesi yönündeki Allah emrini kabul etmiş olması, oğlunu kalbinden çıkarabilmiş olmasını, Allaha daha da yakınlaşmış olmasını gösteriyor.

Burada çok incelikler var. Ceza gibi de düşünülebilir.
Yani: Ey İbrahim! Sevgimde sen büyük bir iddiadasın. Oysa görüyorum ki kalbinde bana ortak var. İşte sana bir sınav: Oğlunu benim için kurban et! Onu kalbinden çıkarabilirsen bunu yapabilirsin!
Diye düşünülebilir.

Düşünüyorum ki İbrahim (A.S.) efendimiz bu emir karşısında iyice düşünmüş olmalı. Böylesi bir emir niçin geldi?

Sonra emre amade olarak, Allah sevgisi kalbinde daha da yücelmiş olarak oğlunu kurban etmeye yelteniyor. Sonrasını herkes bilir. Allahın emriyle bir melek ona bir koyun getiriyor ve o koyun, İbrahim peygamberin emre amade olmasına ve gereğini yapmasına bir temsil olarak boğazından kesiliyor, kanı akıtılarak öldürülüyor. Gerçekte ise ondaki Allah sevgisinin evlat sevgisine ağır basmasının bir sembolüdür. Ta ki İbrahim peygamber oğlunu kesseydi kanının nasıl akacağını ve artık yaşamayacağını koyun örneğinde görsün. Allah sevgisini perdeleyen en büyük engeli kendi elleriyle nasıl kaldırdığına şahit olsun. Kalbindeki devrimin kesilen koyundaki yansımasını seyretsin. Yani o koyunu kesmesi, kalbindeki Allah sevgisini evlat sevgisinden daha da yücelttiğinin göstergesi oluyor. İçinde acı da var. Evlat sevgisini kalbinden çıkarması acı idi. Derin bir hüzün getirmiş olmalı. Ama Allah sevgisinin daha da yücelmesi ise bambaşka bir şey.

Eski İslam tasavvuf ehlinden bazı önemli kişiler Hz. Yusuf’un babasından ayrı kalmasını, babası Hz. Yakub (A.S.)’ın gözlerinin evlat acısından kör olmasını bir ceza gibi düşünmüş. Yani, Allah sevgisinin yanında evlat sevgisinin, evlat aşkının bedeli olarak görülmüş. Said Nursi bu görüşe katılmıyor. Onun sevgisinin diğer insanlarınki gibi olamayacağını, bu fikrin peygamberlerin sıfatlarını küçümsemek gibi olacağını, onun bütün her şeyi aştığını ve aşk değil yüksek şefkat sahibi olduğunu belirtiyor. Ben Said Nursi’ye katılıyorum. Allahın hikmetlerinden sual olunmaz, bunun analizleri yapılamaz.
Yalnız şu var ki, peygamberlerin hal ve hareketleri insanların tekamüllleri için insanlara örnektir. Kim Allaha yakınlaşmak istiyorsa bedelini ödemeli. Allah aşkı çok büyük ve çok zor bir davadır. Eski Allah dostlarından İbrahim bin Ethem, bu uğurda sarayını ve yeni doğmuş oğlunu, her şeyi terk ediyor derviş oluyor. Bu bizim duyduğumuz anladığımız kadar basit bir şey değil. Bu eylem İbrahim bin Edhem’in bütün lüks hayatını ve bütün duygu dünyasını Allah için kurban ettiğinin göstergesidir.

Yine Allah dostlarından Cüneyd-i Bağdadi hazretlerine oğlunun başı kesilerek öldürüldüğü haberi geldiği zaman tepkisi şu olmuş: “İçimde pişmesi gereken dev bir kazan var. Onun için gereken ateş ancak böyle bir ateş olabilirdi.” demiş. Yani o acı o mübareğin Allaha yakınlaşmasını getirecekti.
İbrahim peygamberin evlat sevgisini kalbinden çıkarması da buna benzer. Kolay değil. Bir çırpıda olabilecek bir şey değil. Ama başardı. İçindeki acının temsilini kestiği koyunda gördü. Koyun, kanı akıtılarak öldürülmüştü. Çok acı bir şey. Yine de o peygamberin iç dünyasını tam temsil edemez, basit kalır.

İslam dini ile kurban bayramlarında kurban kesilmesi her yıl tekrarlanan bir vecibe oldu. Belki o zamanın şartlarına göre hayvancılık çok yaygın olduğu için ve para kullanımının fazla olmamasından dolayı fakirlere yardım amacıyla hayvan eti yardımı yapılması, ayrıca bunu yapmakla İbrahim peygamberdeki önemli örneğin unutulmaması öngörülmüş olabilir. İnsanlar unutmasın, kalplerindeki Allah sevgisini arttırmak için çok büyük fedakârlıklar yapmaları gerektiğini iyi bilsinler, Allaha yaklaşmak için her vesileye sarılsınlar. Bunun acı olacağını da kestikleri kurbanlık hayvanlarda temsilen görsünler.

Öte yandan, maksat fakirlere yardım ise: Günümüz şartlarında et yardımı her zaman işe yaramıyor. Şimdi her şey para ile. O zaman elektrik yoktu. Çoğu imkân bedavaydı. Kiracılık yoktu. Şimdi fakirlerin borçları var; ödemezse elektriği kesilecek, suyu kesilecek, çoluk çocuk soğukta kalacak, ışıksız kalacak, soğuktan hasta olacaklar. Sonra başına hastane, ilaç masrafları açılacak. Kirasını ödemese evden atılacak.

Herkes adama birer ikişer kilo et getiriyor. Biriken etlerin değeri mesela diyelim ki 100 lira etsin. Bu 100 lira adamın eline geçseydi çok daha fazla işe yarayacaktı.

Çeken bilir demişler. Biz son üç kurban bayramında bize getirilen etlere sevinemiyoruz. Borçlarımız çok. Bekleyen haciz davalarımız var. Bütün sülale bunu biliyor. Herkes kurban kesiyor. Kurban kesen her akrabamız bize 200 lira yardım etseydi bütün borçlarımızı kapatabilirdik.

Türkiyede her kurban kesen kişi çevresindeki muhtaçları düşünmeli. “Biz keseceğimiz kurbana vereceğimiz paraları bir araya getirsek sülalemizdeki veya komşularımız arasındaki bir yoksulun hayatını değiştirebiliriz” demeliler. Ama düşünülmüyor. Benim gibi konuşanlar kâfir ilan ediliyor.

Sıkıntılar hatalarımın karşılığıymış, belalar o yüzden geliyormuş diyenler var.

Peki madem öyle, insanların içinde en çok belaya maruz kalanlar niçin peygamberlerdir? Hadis-i şerif ile sabit bir gerçek. Peygamberler günahkâr mıydı? Değillerdi elbette.

O halde ağzımızdan çıkanı kulağımız duysun. “Sen belaları hak ediyorsun kim bilir ne günahların vardır” diye kimse kimseyi hor görmesin.

Açıklamalar:
1- Okuduğunuz yazı hakkında sorunuzu veya yorumunuzu aşağıya yazabilirsiniz.
2- Yazılarımı RSS ile takip edebilirsiniz.
3- Tüm yazılarım kendi tecrübelerimin ve araştırmalarımın eseridir.

Yukardaki yazı ile ilgili ek bilgiler ve yorumlar:

  1. E. Ali dedi ki:

    Kuran-ı Kerîm'de Alak suresinin sonundaki "Vascud vakterib" emri, "secde et ve yaklaş" anlamına geliyor.Secde etmekle Allaha yaklaşmak namazlarda alnını yere koymaktan ibaret değil. Bu sadece her an içinde bulunmamız gereken halin namaz içindeki temsilidir.Gerçekte her an Allaha itaat halinde olmalıyız.Bilinçlilikle, tam şuurlulukla gerçek manada çok namaz kılmak bütün boş işlerden, gereksiz sıkıntılardan, gereksiz hal ve hareketlerden kaçınıp Allahın huzurunda olmayı tercih etmektir.Böyle bir uğraşı elbette Allaha yakınlaşma vesilelerindendir.Namazımız gerçek namaz ise o namaz bizi bütün kötülüklerden alıkoyar.Aklı başında bir insan için vakti boşa geçirmek de kötülükler sınıfına girer. Her israf kötüdür, kötülüktür.

  2. E. Ali dedi ki:

    Bir sahabe peygamber efendimize "Cennette sana komşu olmak istiyorum bana dua et" deyince, peygamber efendimiz ona şunu söylemiş: Çok zor bir şey istedin. Secdelerini arttırarak (duamın kabul olması için) bana yardım et.