İslamın dereceli yayılışı

Tarih: 26 Temmuz 2009

Batı insanlarından dindar hıristiyan olanların arasında İslam dininin hak dinlerden olduğu, son din olduğu, Hz. İbrahim’in dininin sonraki bir versiyonu gibi bir şey olduğuna yönelik inançlar artıyor. Ayrıca, onların arasından İslam dinini daha iyi anlamaya çalışanlar ve nihayetinde tam olarak müslüman olanlar oluyor.

Yine gelişmiş batı dünyasında, din ile ilgilenmeyenlerde ise insanilik arayışları, vicdanlı olmaya özlem, vicdanlılık gibi güzellikler yayılmakta. Batılılarda böyle bir akım şimdi çok kuvvetli ve yaygın olmasa da zamanla kuvvetli bir şekilde yükselecek gibi görünüyor.

Bütün bunlar peygamber efendimizin 1400 küsür yıl önceki “ahir zamanda isa peygamber tekrar gelecek” sözlerini hatırlatıyor. Bakalım zamanla daha neler göreceğiz. İsa Peygamber’in gelişi belki cismani değil, manevi etkiler şeklinde olabilir.

Batıda hıristiyanlar arasında peygamber efendimizin gerçek bir peygamber olduğu inancının yayılması nereden kaynaklanıyor?
Elbette vicdanlarından. Onların bu durumu sanki Yasin Suresi’nin 11. ayetindeki tarife uyuyor. “haşiyerrahmane bilgayb” yani gayb hususunda, dünyevi akıllarına güvenip büyüklük, bilgiçlik taslamazlar ve bu hataya düşmekten çok sakınırlar. Bence burada Allah yerine Rahman denmesinin sebebi, o ayette tarif edilen o insanların dünya hayatı mertebesinde olmalarının bilincinde oldukları için ve “Elbette bütün her şeyi yaratmış olan, bize can veren, bizi gözeten rızıklandıran bir yaratıcı var.. Biz onun hakkında ve onun özellikleri hakkında, onun işleri hakkında bir şey bilmiyoruz” diye düşünerek Rahman’a karşı hatalı yargılarda bulunmaktan kaçınmalarıdır. Bu insanlar gaybî meselelerde Allaha karşı gelmiş olmaktan çok fazla sakınırlar korkarlar.
Bununla ilgili olabilecek bir örnek:
Mevlana zamanında, onun dergâhında musluk benzeri bir şeyin tamir işi için Ermeni bir usta çağrılmış. Ermeni kişi hıristiyanmış. Bu vesile ile dervişler adama islamı tebliğ etmek için bildiklerini en güzel şekilde anlatmışlar, ellerinden geldiğince ikna etmeye çalışmışlar. Ermeni usta en sonunda demiş ki: “Çok güzel şeyler söylediniz ama ben İsa’yı incitmekten korkuyorum!”
Bu sözün üzerine Mevlana ortaya çıkmış, adamı tebrik etmiş ve müridlerine “işte böyle olmak gerektir” (veya benzeri bir şey) demiş. O adamın daha sonra müslüman olarak Mevlana’nın dervişleri arsına katıldığı anlatılıyor.

Acaba o Ermeni adam, kendi sözünden mi yola çıkarak düşündü de müslüman oldu?
Yani:
“Ya ben bu son dini reddettiğim takdirde İsa bana gücenirse?” diye mi düşünmüştür?
Kim bilir, belki onun müslüman olmasında işin sırrı budur.

Keşke biz de gaybı biliyor gibi konuşmaktan iddiacı olmaktan korksak da Yasin Suresinde müjdelenen kişiler gibi olsak, böylece gerçek müslüman olabilsek!

Gaybi meselelerde çok dikkatli olmalı. Bize aktarılan akaid bilgilerine “hiç araştırmadan düşünmeden” inanıyoruz ama ya gerçek farklı ise? Ona göre düşünerek Allaha sığınmalıyız, devamlı hatadan korunmak için dua ederek hatalarımızdan af dileyerek iyi araştırmalıyız. Ne kadar kalbimizi soyutlaştırırsak o kadar vicdanlarımız parlar, o kadar ruhani yönümüz ışıldar. Sonuçta gönül huzuru ile hakikat yolunu bulmuş olabiliriz inşallah.

Açıklamalar:
1- Okuduğunuz yazı hakkında sorunuzu veya yorumunuzu aşağıya yazabilirsiniz.
2- Yazılarımı RSS ile takip edebilirsiniz.
3- Tüm yazılarım kendi tecrübelerimin ve araştırmalarımın eseridir.

Soru ve Yorum yazma bir süre için kaldırıldı.