İlim bir nokta idi cahiller onu sorularla çoğalttı

Tarih: 08 April 2010

Yukarda bu yazımın başlığı olarak gördüğünüz söz Hz. Ali (R.A.) efendimize aitmiş diye duymuştum. Ona ait olmasa bile düşündürücü bir söz. Ne anlama gelir diye üstünde yıllarca düşünmüşümdür ancak hiçbir fikrim beni tatmin etmemiştir. Ta ki bugünkü bir fikrime kadar…

Web sitelerimden birine her gün bitmek tükenmek bilmeyen sorular gelir. Millet beni o konunun allamesi sanıyor olmalı. :) Oradaki yazılarıma gelen soruların büyük çoğunluğu ipe sapa gelmez gereksiz sorular. Ama ben güzel cevap veriyorum. Şimdi şaka yaptığımı sanmayın. Gerçekten elimden geldiğince doğru ve beğenilir cevaplar veririm.

bilgi paylaşımı her zaman sorularla olmaz[Resmin alındığı yer: Paulus]
Karikatür oldukça ironik. Gördüğünüz gibi bir sınıfta öğretmen ve öğrenciler var. Dersin konusu “Bilgi Paylaşımı”. Bir öğrenci soru sormak için parmak kaldırıyor. Öğretmen ise “Hayır, soru soramazsınız!” diye itiraz ediyor. Görünüşte komik. Ama düşünelim…
Belki böyle bir derste en öğretici şey o itiraz olabilir kim bilir? :) Belki en güzel bilgi paylaşımı soru sorarak değil, muhataplardan birinin iyi örnek olmasıyla, diğerinin iyi gözlemlerde bulunmasıyla olur.. Böylesi bilgi paylaşımı daha anlamlı değil mi?

Sonunda bugün ilginç bir fikre kapıldım. Bu fikir bana başlıkta yazdığım sözü hatırlattı. Biraz düşündüm. Sonra yazmaya karar verdim ve işte bugünkü yazımın sebebi budur.

Belki “cahil” insan olmak öyle bir şey. Biraz düşünsen cevabını bulacağın soruları işin kolayına kaçarak başkalarına sormayı seversin. Başını kaldırdığında veya biraz dikkat kesildiğinde görebileceğin bir şeyi “nerede” diye sorarsın da Allahın sana verdiği maddi manevi cihazatlarını kullanmayı düşünmezsin. Böyle yapa yapa nefsin boş işlerin müptelası olur. İçi boş bir şey olursun. Günahlarla avunur durursun.

Kurandan bir ayet:
“Deveye bakmazlar mı nasıl yaratılmış.. Göğe bakmazlar mı nasıl yükseltilmiş…”

Ayetteki soru insanlar cevaplasın diye değil, düşünsünler akıllarını başlarına alsınlar diyedir. Yani insanlara bir mesaj taşıyor. Allah (C.C.) bu soruda peygamber efendimizi muhatap almıştır. Ta ki efendimiz (S.A.V.) o uyarı mesajı karşısında müminlere gereken öğütlerle gereken rehberliği yapsın.
Hep diyorum ya rehbersiz bir yere varılmaz. Evet, Kuranda zaten apaçık emir vardır (üzerimize farz-ı ayndır) ki biz peygamber efendimize tabi olalım, onda ne görürsek alalım. Yani onu rehber edinelim hem rol-model edinelim. Günümüzde o yok ise ondan bugüne kadar uzanan rehberler silsileleri var. Bu rehberlerin değerini bilelim. Bunlar mürşitlerdir, o silsilelerdeki islam alimleridir.

Yine yazımın sebebine döneyim: Adam belki 10 yıldır o konuda bir şeyler yapıyor, hiçbir gözlemde bulunmamış, hiçbir araştırma yapma zahmetine girişmemiş, hiç düşünmemiş ve aslında şimdiye kadar aşmış olması gereken en basit meseleleri bile geliyor bana soruyor. Herhalde bizim toplumsal kültürümüz bunu sağlıyor olmalı.

Sonuçta, pek çok konuda pek çok yazarımızın yaptığı gibi ben de (ama o konu hakkında) öften püften konulardan oluşan yazılarla şişirilmiş bir kitap yazabilirim, piyasaya sürebilirim, eminim çok da satar ve beğenilerek okunur. Olay budur: İlim bir nokta idi cahiller onu sorularla çoğalttı. Eh, bu durumda bazılarımız hiç hakkımız olmadığı halde allamelik payesini kolayca alabiliyoruz!

Mahmud Efendi (K.S.) hazretlerinin bir sözünü hatırladım şimdi:
“Herkesin kitabını okumayın!”
Onun bu sözünün altına canımla kanımla imzamı atarım.

Etiketler: |

bilgi paylaşımı her zaman sorularla olmaz

Açıklamalar:
1- Okuduğunuz yazı hakkında sorunuzu veya yorumunuzu aşağıya yazabilirsiniz.
2- Yazılarımı RSS ile takip edebilirsiniz.

Yukardaki yazı ile ilgili ek bilgiler ve yorumlar:

  1. Râna.D. says:

    ”İlim bir nokta idi cahiller onu çogalttı” Bir zamanlar bizim ders olarak gördüğümüz kitaplar biz bitirdikten sonra bir çoğu kırık manalı izahlara büründü ve biz hocamıza; ilim öğrenmek ne kadar kolaylaştı artık dediğimizde hocamız: Cehalet çogalınca sonuç bu oluyor dedi. İlimin çogaldığı felan yok çoğalan cehalet demişti.

    Bir çok konuda okumak öğrenmek yerine hazırcılığı daha çok seviyoruz herhalde veya şu da olabilirlik çerçevesinde: Belki vatandaşın konularda az çok bilgisi vardır fakat endişeleri vardır, acabaları vardır, kendine fikirlerine yakın veya onaylayacak tarzda fikir kendisine güç ve güven veriyordur. Yalnız olmadığını bilmek istiyordur. Kedine suç ortağı arıyordur: :)) Bir güzel gönülün bu içerikte bir yazısı vardı, Rabbim ayaklarını kaydırmasın bana onu hatırlattı…

    Ayetler: Düşünsünler akıllarını başlarına alsınlar… evet, bir güruh bu işi artık çok iyi yapar oldu. O kadar düşünüyorlar ki; kendi aciz akıllarının her şeye yeteceğini sanıyorlar, aklında bir mahluk olduğunu ve her mahluk gibi mahdud olduğunu kur’an-ı kerime ve onun da açıklanması için bir rehbere ihtiyaç olduğu konuları aştılar sanki…. Ayetleri kendi şahsi fikirlerine göre yorumuyorlar. Her ilmi ancak ve ancak ehli anlar bunu bir de biz anlasak….

    Rehbersiz bir dağa bile tırmanamayan, o yoldaki her tehlikeden emin olabilmek için önüne bir rehber alan insanoğlu, maalesef ki bu dünya yolculuğunda rehbersiz olmakla kendi başına aşabileceğini sanıyor her şeyi kendi başına yapmak çabasında…

  2. admin says:

    Yumus Emre ne güzel söylemiş:
    ” Yunus Emre dir hoca gerekse var bin hacca
    Hepisinden iyice bir gönüle girmekdür”
    Gönle girmek, bir mürşidin zamana ve şartlara göre gerektiği gibi yaptığı iman kuran hizmetleri içinde kişinin kendi kabiliyetince çalışıp o mürşidin başlıca muradı olan hizmetlerde benim de tuzum olsun çabasında olmasıyla olur. Allah dostları mürşidlerin gözüne gönlüne girmek bu samimi hizmet aşkıyla olur. Sadece “çorbada keşke benim de tuzum olsa” diye düşünen insanlar o mürşidin hizmetlerinin değerini bilendir dolayısıyla o mürşidin dert ortağıdır.
    Mahmud efendi hazretleri (90′lı yıllarda, bir gün) kendi hizmetinden misyonundan bahsederken Mevlananın bazı sözlerini söyledi (o sözler galiba şunlardı: “ayrılık acılarından paramparça olmuş bir kalp isterim ta ki derdimi ona şerh edebileyim”). Sonra da kendi islam hizmetlerine işaret ederek işte ben de böyle bir dertte olan kafa arıyorum dedi. Bunları söylerken oldukça samimiydi, hüzünlüydü, sitemliydi. İnsanların imanlarının kurtulmasına, hidayetlerine vesile olmak derdinde olup o dertle iman kuran hizmetlerinde bulunmak isteyen kişileri, o kafadaki insanları istiyor. Allah olmak isteyenleri değil, tasavvuf meselelerini didik didik araştıranları değil. Ayrıca belki anlayabilmemiz zor ama mevlananın derdi ile efendi hazretlerinin iman kuran hizmetleri muradı aynı şey. Zaten mevlana da demiştir ki ömrüm oldukça ben Kuran’ın hadimiyim. Her gerçek mürşid günümüzde böyle bir derttedir. Dertlerin en faziletlisi peygamber efendimiz gibi ümmetim ümmetim demektir.
    Öyle görünmeyip, Allah aşkı ile ağlayan feryat edenler (eğer sahte değillerse), insanlara şeriatı değil iman kuran hizmetlerini değil başka şeyleri anlatanlar (eğer istidraçta değillerse) henüz mürşidi kamil olamamışlar, fenafillah mertebesine takılıp kalmış, dönüşünü yapamamış insanlardır. Kendisi toprak olamamış, feryat edip durmaktadır. Bunlar da şeyhtir veya mürşittir ama daha yüksek makamlardaki gerçek mürşid-i kamilerden daha efdal görülüyor ve hata ediliyor.

    Bize düşen şey Allahın rızasına talip olarak haddini bilen sıradan bir mümin olmaktır, gerçek bir mürşidi kamilin cemaatiyle beraber hizmetlerin bir ucundan tutmaktır. Bunda dikiş tutturunca, bundan ötesi her şey Allahın hikmetlerinin iktizasınca ve Allahın inayeti ile olur. ne gibi muazzam nimetlerdeyiz biz belki bu dünyada bilemeyeceğiz. Ama haddimizi bilmeliyiz, Allahın hikmetlerine ve rızasına aykırı düşmekten sakınmalıyız. Hz. Ali (R.A.) efendimizin dediği gibi: “insanların içinde sıradan bir insan ol”.. Ve Mevlana’nın oğluna öğütlerinden vasiyetlerinden biri: “Hiç kimseden üstün olmaya çalışma ve olma!”

  3. Yemliha says:

    sadece son söz hakkında:

    “Herkesin kitabını okumayın!”

    Bu söz beni çok düşündürmüştür. Halâ da düşündürmektedir. Evet doğru bir söz ama… Bir de aması var.

    Ben biliyorum ki, birinin okumaması gereken bir kitap, bir başkasının okuması gereken kitaptır. HErkesin birlikte okumaması gereken tek bir kitap var mıdır bilmiyorum ama herkesin ayrı ayrı okumaması gereken kitaplar vardır. Ben filanca kitabın okunmasını kendi adıma doğru bulmuyorum; kafamı karıştırmaktan, beynimi sulandırmaktan vs. başka işe yaramaz, yoluma zarar verir, geri düşürür beni ANCAK başkasının yolculuğunda pekala gerekli olabilir ve onun ileri taşınmasında büyük role sahiptir.

    Bilmiyorum. Sanırım bu sözü, sadece kendimiz için düşünmeliyiz. Bu söz, herkesin dünyasına bırakılmış bir söz ve hangi kitabı okumaması gerektiğine de sadece kişi kendisi karar vermeli. KALBİ, ona neyi reddetmesi neyi kabul etmesi gerektiğini söyleyecektir. İnsan, KALBİnin hücum ettiğini yaşamalı; yanlış da olsa… Zira bazen bizdeki (yanlış) arzular, yönelişler vs. ancak onları yaşamakla tükeniyor, son buluyor. (bu, kader olsa gerek.)

    Selamün aleyküm!

  4. Yunus Emre diyor ki... says:

    İlim ilim bilmektir
    İlim kendin bilmektir
    Sen kendini bilmezsen
    Ya nice okumaktır

    Okumaktan mana ne
    Kişi Hakk’ı bilmektir
    Çün okudun bilmezsin
    Ha bir kuru ekmektir

    Okudum bildim deme
    Çok taat kıldım deme
    Eri hak bilmez isen
    Abes yere yelmektir

    Dört kitabın manasın
    Bellidir bir elifde
    Sen elifi bilmezsin
    Bu nice okumaktır

    Yigirmi dokuz hece
    Okusan ucdan uca
    Sen elif dersin hoca
    Manası ne demektir

    Yunus Emre der hoca
    Gerekse var bin hacca
    Hepisinden eyice
    Bir gönüle girmektir

  5. admin says:

    @Yemliha demiş ki:
    “İnsan, KALBİnin hücum ettiğini yaşamalı; yanlış da olsa… Zira bazen bizdeki (yanlış) arzular, yönelişler vs. ancak onları yaşamakla tükeniyor, son buluyor.”

    Bu sözü ile ilgili olarak benim fikrim:
    (Günahlar açısından ele alarak yazıyorum)
    Çok kişide gördüğüm bir hakikat. Gerçi yaşamalı demesini yanlış buluyorum ama yaşamamalı dese zaten geçersiz bir söz olacak çünkü artık kalbi kaplamış olan şey “zaten mevla huzurunda yaşanmaktadır”. Bir de fiilen icra etseler bu insanlar gerçekten hem o fiillerden tiksiniyorlar hem kendi benliklerinden tiksiniyorlar. İşte tam burada tövbe kapısına yönelenler çok kazançlı çıkıyor: Böyle düşüşler büyük sıçramalara vesile olabiliyor, Tövbe-i Nasuh yakalanabiliyor. Fakat tövbe kapısından uzak kalmayı tercih ederlerse daha da düşerler. Yine tövbe etmeleri için Allah onlara devamlı vesileler sunar. Bütün bunlara rağmen insan tövbeye yanaşmazsa, İmam-ı Rabbani’nin dediği gibi o günahlara yönelik hevesler kalbe tam olarak nakşolunur, artık kurtuluş eskisi kadar kolay değildir. “Her günahta küfre giden yol vardır” sözü de bununla ilgili.
    Fakat şu kesindir ki, kulun tövbe vesilelerine sırt çevirmesi kolay ve basit bir şey değil. Onun için gözümüzü açalım: tebliğlerimize aldırmayanların başlarında bekçi değiliz, kendimizi yıpratmayalım. Ahirette hiç kimsenin “ben filan kişilerin yüzünden fasık oldum kafir oldum” diye mazeret öne sürmeye hakkı yok. Mazeretlerinin kabul edilemeyeceği ve onlara “onlarla beraber cehenneme girin” deneceğine dair Kuranda apaçık ayet var. Yani herkes kendisinden kendisi öncelikle sorumludur.
    Yine de biz bilemeyiz: Allahın inayeti vardır. İnayeti kime nasıl işler bilemeyiz, karışmak haddimiz değil. Bize düşen şey hem en iyi şekilde örnek olmak hem baskıcı ve tahakkümcü olmadan “ve kendimizi yıpratmadan” tebliğlere devam etmektir.

  6. Osman Karasu, Yalova says:

    Yemliha kardeşin kitap okuma konusundaki fikrine tamamen katılıyorum çok güzel söylemiş.Her kitabın bir anlayanı vardır. Kendinden ve dininden emin olan her kişi her kitabı okuyabilir hatta okumalıdır da. Hikmetin nereden geleceğini bilemeye biliriz. Gerçek tefekkür hikmeti her yerden yakalayabilir. Hür fikirli ve rahat olmak müminlerin ve ilim ehlinin vasıflarıdır. Ebu Hanife ve ilim meclisi gibi.

  7. Murat, İzmir says:

    Evet, ben ”herkes”lerden birinin kitabını okuduğum için hristiyanlığa meylettim. Ama aslında bana bir şeyler öğretmişse bile o kitap onları daha çözemedim. Adı %100 Düşünce Gücü kitabı. Bu arada ben 16-17 yaşındayım sayılır. Okuduğumda 14-15 yaşındaydım.

  8. admin says:

    Her işte bir hayır var diyelim. Hıristiyanlığa meyletmiş olmanız aslında islamın özünü anlamaya açık bir kalbiniz olduğunu gösterir. Hakikatı arayın. Allahtan yardım isteyin.
    Bir arkadaşım, zaten hayatında namaz filan asla bilmezdi sonra hıristiyan oldu. Ama çok okuyan araştıran bir kişiliğe sahiptir. Hıristiyanlıkla ilgili çok samimi araştırmalarda bulundu. Kendisini hıristiyan kabul ederek, ulaşabildiği hıristiyan din adamlarıyla sık sık görüşerek açık kalplilikle hep araştırdı. Araştırmalarının şüphe ile ilgisi yoktu. Bu özel bir sevgi ve ilgi faaliyetiydi. Allahın hakikat kapılarına ulaşma hevesi diyebiliriz.
    Öyle bir sevgiyle içtenlikle hareket eden bir hıristiyan olmuştu. Ben asla karışmadım. Kesinlikle bir müdehalede bulunmadım. Anlattıklarını da ciddi bir ilgiyle samimiyetle dinlemişimdir.
    Sonuçta, şimdi beş vakit namaz kılıyor. Kendisi bir yere ulaşmadı. Temiz kalbiyle Allah için hareket etti Allah onu islama yönlendirdi.
    Hangi dinden hangi görüşten olursak olalım Yasin suresinin ilk sayfasında belirtildiği gibi gayb hususunda Allahtan korkalım. Nefsani inatlara düşmeyelim. Allah bizi görüyorken biz bilmediğimiz gayb hakkında ahkam kesmemeliyiz. Yasin suresini okuyalım düşünelim.

  9. Murat, İzmir says:

    Çok teşekkürler böylesine yardımda bulunduğunuz için. Ben aslında öyle bir insan değilim. Yani ben aslında şu an şüphelerde olabilirim ama neden olduğunu bilmediğim için….

    Ama sadece nedenleri bilsem belki hareket edebileceğim. Ama aslında İslamın gerçek olduğuna kesinlikle inanıyorum. İşte böyle bir insanım!

  10. admin says:

    Böyle bir insan olduğunuz zaten önceki yorumunuzdan anlaşılıyor. Şüphe normaldir. Ama şüphesizlik ve kesin teslimiyet ise, bunda iddiacı olmak bence iyi değil. Çünkü nice kesin konuşan kişiler görürüz, göreceğiz, ki daha sonra değişiyorlar, değişebiliyorlar.. Çünkü kalpler Allahın elinde. Bize düşen şey ise Allaha her şeyden, bütün bilgilerimizden soyutlanarak sığınmak olmalı diye düşünüyorum. Ta ki bizi en doğru yoluna yönlendiren bizzat Allah olsun.
    Ben islam dininin gerçekliğinden hiçbir zaman şüphe duymadım. Bununla öğünmüyorum. Belki çok kafasızımdır Allah beni korumuştur. Belki de körü körüne inatla bilinçsizce o teslimiyette olmuşumdur hep. İşte bunu da ancak Allah bilir.
    Üstünlük takvadadır. Takvanın kapsadığı hallerden biri Yasin Suresinin ilk sayfasında dediğim ayette gösteriliyor. O öyle bir haldir ki hangi dinden olursa olsun her insanın sahip olması gereken bir haldir, her dinin esaslarından biridir. Ama insanlarda yok. Olsa, herkes dosdoğru Müslüman olurdu. Veya o hale sahip insanlar başka dinlerden göründükleri halde belki Allah katında bizim anlayamadığımız bir şekilde islam dininden kabul ediliyor olabilirler. Gaybı sadece Allah bilir.

  11. Murat, İzmir says:

    Ateistlikte kafamı çok karıştırıyor malesef :(

  12. admin says:

    Ateistlik meselelerinden uzak durun kafanız karışmasın. Bin ateistten sadece biri gerçekten ateisttir. Geri kalanı saçma sapan komplekslerinden dolayı öyle görünmeye çalışıyor.

    İnsanlarla köpekler aynı özelliktedir: Güçlü sandıkları guruplara tutunmaya çalışırlar. Onlardan biri gibi olabilmek için her şeyi yaparlar.

    Bir insanda iman olsa bile zayıf kişilik, yanlış çevre, yanlış huylar, kompleksler kişinin kendisini ateist göstermesine sebep olabiliyor.

    Biri vardı askerden önce çok dindardı. Bana baskı yapardı namaz kıl şöyle yap böyle yap vesaire. Askerden sonra ise birkaç yıl boyunca küçük bir tiyatrocu guruba tutunabilmek için çırpındı durdu. Ben ateistim dedi. Müslümanların tesettürüne çarşafına sövdü. Sonunda zayıf kişiliği o ateist gurupta kabul görmedi. Tutunamadı. Sonra tekrar Müslüman çevre edinmeye çalıştı.

    Bu tipler heva ve hevesini rab edinmiş düşük karakterli kişilerdir. Ateist de olsa aynı, namazlı abdestli bir müslüman da olsa aynı. Özünde heva ve hevesini rab edinmiştir. Ateistliği de gösteriş namazı da.

    Sen güçlü kişilikli ol işinde başarı ol o zaman görürsün dün ateistim diyenler bugün senin yanında elhamdülillah Müslümanım demeye başlar.