Geline oyna demişler oyun bilmiyormuş yerim dar demiş

Tarih: 27 Haziran 2010

“Geline oyna demişler oyun bilmiyormuş yerim dar demiş”… Bu deyimimiz önemli bir gerçeği sadece birkaç kelimeyle ne kadar güzel ifade ediyor.

Hem gerçeği gizlemek hem gerçek ortaya çıkmasın diye sahte bahaneler uydurmak ile yalan içinde yalanlar zinciri oluşması..

Bir gerçeği saklamak, varı yok / yoğu var göstermek, daima yalanlara sığınmak..

Yukardaki deyimden benim çıkardığım sonuç aslında biraz farklı: “İş bilenin kılıç kuşananın” deyiminin manasında. Ama ilk yazdığım deyim bana bu manada daha derin şeyler anlatıyor.

Yer darlığı bahane olmamalı. En iyi imkâlara sahip olmamak, yeterli şartları sağlayamamak bahane olmamalı. “Gelin” yerim dar diyor. Deyim bunu mantıksız gösteriyor. Bir de gelinin psikolojisini iyi yansıtıyor. İki kere yalancı. Öte yandan şu anlaşılıyor ki yer dar olsa bile yapılacak en güzel en verimli çalışmaları yapmak yine mümkün. Ama gelin “oyun” bilmiyor. İşte bütün mesele bu! Üstelik bilmediğini itiraf etmekten kaçıyor, yalana sığınıyor.

Ayrıca “Gelin” öne sürdüğü mazeretle kendisini “oyun”da çok daha yüksek kaliteli hünere sahip olduğunu yansıtma çabasında. Gelin’e göre güya şartlar hünerini sergilemeye müsait değilmiş. Deyim onun bu tavrını “yüksekten atmak” olarak hissettiriyor.

Çok güzel bir deyim. Yüksek anlamı var.

Hayatta başarıyı yakalamak her zaman her halükarda mümkündür. Yeter ki sahip olduğun imkânları küçümsemeyesin; o imkânlar her ne olursa olsun o imkânlar dâhilinde harika güzel işler çıkarabilesin. Bu da emeğini sevmenle, kendi emeğine, kendi işine saygı duymanla olur. Günümüz insanları emek verilen aşamalara yoğunlaşmıyor, o aşamalardaki hazza konsantre olmuyor. Hep emek ne getiri sağlayacak ona bakıyor. Getirinin niteliği belli oldukça; tatmin edici menfaat gelmeyecekse işine emeğine saygısını yitiriyor. Kazanç iyi olacaksa yine emeğe “sevgisiz” devam ediyor, sevgisi getiriye yöneliyor.

Birinin serası vardır bir ot bile yetiştiremez, başka biri güneş bile almayan hem havasız bodrum katta bir yolunu bulur kışın ortasında orkideler güller yetiştirir. Bu örnek mecazi değil, gerçek. İşin sırrı ilgi, sevgi ve inanç. Ve tabii ki işin ehli kişileri izleyerek adım atmak.

Yapmak isteyene ve edebe usule riayet edene yol açık. Sen iste, bir şeyler yapmaya başla ve sakın işin ehli kişilerden uzak durma onları yakından izle. Bu da yetmez, danış. Danışanları küçük görme onları da dinle.
Şimdi “püf noktası” deyimimizin hikâyesini hatırladım. Bu da çok önemli. Sadece izlemek her şey değil. Öyle incelikler vardır ki herkes göremez. İşin ehline danışmak, nasihat almak şart. Kısaca rehber şart.

Açıklamalar:
1- Okuduğunuz yazı hakkında sorunuzu veya yorumunuzu aşağıya yazabilirsiniz.
2- Yazılarımı RSS ile takip edebilirsiniz.
3- Tüm yazılarım kendi tecrübelerimin ve araştırmalarımın eseridir.

Yukardaki yazı ile ilgili ek bilgiler ve yorumlar:

  1. Râna dedi ki:

    Bu sabah evden gelirken bir amca dört tekerlekli el arabasına çiçekler yerleştiriyordu, ufak saksılarda çeşitli çiçekler vardı çoğunluk fesleğendi, mis gibi kokuyordu yanından geçerken, mahalle arasında satacak sanırım. İmkanı nisbetinde işini yapmaya çalışıyor. Çiçek almak gibi bir alışkanlığa sahip değilim, evde başkalarının ilği alanına girer bu konu, ama o an amcayı sevindirmek ve ümidini artırmak adına içimden bir tane fesleğen almak geldi. Sonra sizin bu yazınız geldi aklıma. amca da yerim dar diye bahanesi olmayanlardan ki, bu işi el arabasıyla yapıyor… Çalışmak kuldan tevfik Allah’tan. Hiç bir umud uğruna çaba harcamadan gerçekleşmiyor malesef

  2. yemliha dedi ki:

    Gelin, korkuyor. İyi bir oyun ortaya koyamamaktan, hatalar yapmaktan ve bundan dolayı kınanmaktan, yargılanmaktan, horlanmaktan belki… Bu da aslında kendinin kendi hakkındaki zannı ve benzer durumda bir başkasına kendisinin nasıl yaklaşacağına dair bir ipucu. Kötü, eksik bir oyun ortaya koyanları yüksek ihtimal kendisi küçümseyeceği, kınayacağı için, kendisine de öyle davranılacağını zannediyor ve bu ZAN da kendisini “rahatlık alanı” na hapsediyor. Bunun sonu hayat boyu “kendini oynama” olabilir. Tehlikeli.

    Bunun önüne geçmenin (bildiğim) iki yolu var; birincisi kınanmalara aldırmadan endişe ve korkularınınızı yaşaycaksınız. Korkularınızın sizin üzerinizden akıp geçmesine izin verecek ve “rahatlık alanı” nı terkedecek, alt benlliklerinizin kendilerini var kılma çabasını sonuçsuz bırakacaksınız. İkincisi, insanların söz ve hareketlerini sınırlayıcı ve yargılayıcı vs. ifadelerle değerlendirmeyeceksiniz. Zira bunu yapmakla aslında kendimizi sınırlandırmış, engellemiş oluyoruz. Şöyle ki: benzer bir harekette biz bulunduğumuz zaman, biz o hareketi başkası üzerinde iken nasıl değerlendiriyorsak, bizi de başkasının aynı şekilde değerlendireceğini düşünüyoruz. Değerlendirmemiz de sınırlayıcı, engelleyici ise, olduğumuz alanda hapsoluyorz. Zannımızı,korkumuzu aşıp harekete geçmemiz mümkün olmuyor.

    Çok farklı açılardan yaklaşılıp ele alınabilecek bir söz. Yalanı da görmek mümkün bu sözde, korkuyu da, bahaneli bir yaklaşımı ve bu yaklaşımın sakıncalarını da, kibirlenmeyi de, çeşitli başarı ilkelerini de… Nasıl baktığına bağlı insanın. Ama evet, sözden çıkarılacak yüksek anlamlar var.

    Bir de şunu eklemek isterim son olarak. Bir şeyi yapmamızın ve/veya o şeyden kaçınmamızın sebebi “korkularımız/korkaklıklarımız” değil, daha evrensel ilke ve gereklilikler olmalı. Neden’i, kendi bireyselliğimizin/nefsimizin ötelerine taşıyabilmeliyiz. Ancak o zaman varlığımızı daha yüksek ve geniş “alan” lara taşıyabiliriz.

    Selamün aleyküm!

  3. Ne önemi var ki dedi ki:

    Geline biraz hak veriyorum. Toplum içinde küçük düşmek istememiş olabilir. Ola ki bulunduğu toplumda kendisinden daha bilir kişiler vardır. Ve onu yerin dibine geçirmek için hazırda bekliyorlardır.

  4. admin dedi ki:

    Sizin fikriniz de doğru bence.
    İkinizin fikirleri açısından şu iki gerçek örneği vereyim:
    Birincisi liseden beri arkadaşımdır: Hep olumsuz düşünürdü (bunu yenmeye büyük çaba sarfetmesine rağmen halen öyledir). Kiminle iletişim kurmaya çalışsa ya başarısız olur, ya da konuşmalarının daha ilk dakikalarında hoş olmayan tartışmalar çıkardı (gerçekten çok ilginç, hoş olmayan münakaşayı her zaman kendisi çıkarmazdı). Sonra da kendisinde negatif güçlerin hâkim olduğuna inanmaya başlamıştı. Burada bir ilginçlik daha var: Astrolojiye göre Satürn’ün yoğun etkisindeymiş. Bunu çok sonra beraber öğrenmiştik. Yanlış kanısı iyice yerleşmesin diye “gel de astrolojiye kayıtsız kalma” diyememiştim. Bu arada espri yapayım: Allah kimseyi Satürn’ün eline bırakmasın. :)
    İkinci kişi üniversiteden arkadaşımdı. Böyle insanlara hayatımda çok nadir rastlamışımdır. İnsanlarla iletişim kurmak için hiçbir gayret göstermezdi çünkü zaten evrendeki bütün insanlar onun en yakın en samimi dostuydu. Yerli yabancı kim olursa olsun konuşacak bir şeyi vardı. Bütün soruları seve seve cevaplanırdı. Yoldaki kaldırım yenileyen işçiler, seyyar satıcılar, otobüs bekleyen yaşlı kadın, herhangi bir kuyrukta beklerken yanındaki kişiler.. Herkesle çok doğal çok mükemmel çok rahat iletişim halindeydi.

    Birinci kişi fikren ve ideolojik olarak ve niyet olarak insanlara fazla değer verir, hümanisttir, insanların her türlü haklarının derin savunucusudur.
    İkinci kişinin hiç de öyle bir fikrini görmedim duymadım o yönde bir sözüne rastlamadım.

    Ama ikinci kişi gerçekten ilaç gibi iyilik pozitiflik timsali bir insandı.

    Bunları niçin yazdım: her iki kişinin hali fıtri değil, düşünce alışkanlıklarıyla ilgili, bakış açılarıyla ilgili, çocukluğundan beri kendisinde oluşmuş deneyimlerle, oturmuş hallerle ilgili.

    Yemlihanın yazısına göre olunması gereken hal ikinci kişinin hali.

    Sizin sözünüzü de aynen kabul ediyorum çünkü liseden beri arkadaşım olan kişi cidden çok iyi niyetli altın kalpli bir insandır, üstündeki halden kurtulmak için yıllardır nasıl didindiğini de biliyorum. Onun neler çektiğini bildiğim için ve siz de aynen onun sıkıntısını dile getirdiğiniz için verdiğiniz örnek bana bütün bu yazdıklarımı hatırlattı ortaya çıkardı.

    Bütün olumsuzluklar onu buluyor, her zaman bulmuştur. Yemlihanın yazısı gerçeğin tespiti, dökümü ama insanlar tek başına işin içinden çıkamıyor.

    “Toplum içinde küçük düşmek istememiş olabilir. Ola ki bulunduğu toplumda kendisinden daha bilir kişiler vardır. Ve onu yerin dibine geçirmek için hazırda bekliyorlardır.”

    Sözünüzü o arkadaşım için şöyle değiştirsem anlatmak istediğim meseleyi daha iyi ifade edebilirim:

    “Toplum içinde küçük düşmek istememiş olabilir. Zira bulunduğu toplumda her aksilik gelir onu bulur. Ve onu yerin dibine geçirmek için hazırda bekliyorlardır.”

    Abartma filan yok. inanılacak gibi gelmeyebilir ama yıllarca bir değil beş değil yüz değil.. 1985’ten beri bu arkadaşın çektiklerini hayretle izlemekteyim. En yeni (şu an için “güncel”) sorunu kanser..

    Arada bir yazılarımı okur. İnşallah bunu okumaz diyorum ama belki her işte bir hayır vardır, okuması nasibi ise ve siz okuyanlar Yemliha’nın yazdıklarına göre bu arkadaşa bir çıkış yolu gösterebilir misiniz, Allah nasip eder mi yoksa Satürn gerçekten bu kişinin yakasını bırakmayacak mı..

    Gerçi “Kul ister Allah yaratır” ama nasıl…

    Çeken bilir demişler… Uzaktan şöyle yap şöyle düşün demek kolay. Bu konularda çok okumuştur ve “ancak okurken” kendisini iyi hissedebilmektedir çünkü okurken çeşitli ümitlere kapılmaktadır ama hiçbir şey değişmemektedir.

    Not: Yorumunuzun amacı değişik olabilir, görmedim sanmayın, Yemliha tahmin ettiğiniz kişi ise sorun nedir bilmiyorum, aranızdaki bir mesajlaşmaya gölge düşürecek gibi de olsa yukardaki yazdıklarımı yakalamışken tam bu konular açılmışken buraya yazmayı yayınlamayı kaçırmak istemedim.

  5. Râna dedi ki:

    Mevlananın mesnevisinde şöyle bir aktarım var, paylaşmak isterim.

    ”Sana bir yerden bir suçlama gelirse, mutlaka zulmettiğin birisi zahmete düşmüş, beddua etmiştir. (Kimse hakkında bir suçlamada bulunmadıysan) başka çeşit bir kusur işlemişsindir. Tohum ektin. Nasıl olur da meyve vermez?”

    Tohum olmadan meyve imkansız.

  6. Ne önemi var ki dedi ki:

    Evet gerçekten böyle insanlar vardır. Ben de çevrem de görüyorum. Dışarıdan bakıldığında gerçekten düzgün yaşamaya çalışan, iyi insanlar gibi görünüyorlar. Hatta gece ibadetlerine kalkarlar, her türlü nafile ibadetleri yaparlar ama başları beladan kurtulmaz. Bizim göremediğimiz ince meseleler var. Çünkü Allahü Teala kimseye zulmetmez.

  7. admin dedi ki:

    Şunu da düşünebiliriz:
    Mevlana, fihi mafih kitabında sık sık İsa peygamberin dünya hakkında çektiği sıkıntılaradan söz eder. Bir sözünde, isa peygamber uyumak için uzandığında bir taşı yastık gibi başının altına almış ama şeytan “bana ait” diyerek rahatsız etmiş. bunun üzerine isa (A.S.) taşı kenndisinden uzaklaştırmış, rahatça uyumuş. Daha birkaç sözü daha var.
    Her sıkıntının sebebini hatalarda suçlarda lanetlerde uğursuzluklarda aramamalıyız. Bahsettiğim arkadaşıma bunları anlatırım teselli etmeye çalışırım. Allah bu dünyada onu birçok şeyden mahrum ederek ve sıkıntı çektirerek yaşatır ama belki ahirette ona fazlasıyla nimetler güzellikler sunacaktır.

  8. Anonim dedi ki:

    Sevgili dostum, merhamet dolu yazın ve yapıcı düşüncelerin için çok teşekkür ederim. Allah senden razı olsun. Sevgiler.
    Bu arada kimse arkadaşının hastalığı için ‘geçmiş olsun’ dememiş. Bari ben diyeyim :)