Fazilet

Tarih: 02 Haziran 2008

Faziletin alt sınırı üst sınırı yoktur. Azı olmaz çoğu olmaz. Sınırsızdır.

Fazilet veya yeni şekliyle “erdem” kelimesinin anlamı: Dürüstlük, adalete her şeyiyle her zaman önem vermek, haklıdan yana olmak, hak ve adalet konularında tarafsızca hakkı ve adaleti savunup haklıdan yana olmak, hatalardan arınmakta titiz davranmak, doğru bilgilerin, gerçeğin peşinde olmak, üretici olmak, insanlara, diğer canlılara ve doğaya hizmet etmeyi sevmek gibi güzelliklerin genel adı.

Faziletsiz kişilerin, fazileti hiçe sayan insanların kurbanı olduğumuz oluyor mu? Çoğumuz zaman zaman olabiliyoruz. Bu, iyi niyetimizden, tecrübesizliğimizden veya cahilliğimizden kaynaklanabilir. Bazen de çok kurnazca yapılmış planların içinde kullanılabiliriz. Hem de uzun bir süre.

Fazilete önem verdiğimiz halde kendimiz faziletsizlik yapıyor muyuz? Bazen sinir, öfke, geçici hırçınlıklar fazilete uymayan davranışlar sergilememize sebep olabiliyor. Hiç beklemediğimiz kişilerde de görebiliyoruz.

Faziletsizlik örnekleri
Çok fazla şey saymayacağım. Gerekmez de. Sadece birkaç örnek yeter:

1- Meselâ benim bir insanla aram açık. O kişi bana bir yanlış yapmış. Sonra başkaları tarafından büyük bir haksızlığa uğruyor. Ve diyelim ki benim o kişiyi temize çıkarma imkânım var. Ama o kişisel meseleden dolayı oh olsun dercesine görmezden geliyorum sessiz kalıyorum.

2- Senin iki iyi dostun birbirleriyle kavga içindeler.
a) Kim haklı kim haksız biliyorsun. İkisini de kaybetmek istemiyorsun sessiz kalıyorsun.
b) Güçlü olanın tarafını tutuyorsun.
c) her ikisine de gizli gizili “sen haklısın” diyorsun.

2- Ciddi bir davadasın.
a) Karşıt bir davadaki bir insanı kendi davasında akim bırakmak için hilelere başvuruyorsun. Onu hakka ve adalete davet edeceğine kendin için ve davadaşların için zararlı gördüğün bazı şeyleri ona şu veya bu şekilde bir yolunu bulup empoze etmeye çalışıyorsun.
b) İki arkadaşın kavga içinde. Biri senin davanda ve haksız. Diğeri senin davanda değil ve haklı. Sen kendi davanda olan kişinin haklılığını savunuyorsun.
c) Bir davadaşın birisine kızıyor. Sen anlamadan dinlemeden davadaşını destekleyip diğer kişiyi iyice batırmaya çalışıyorsun.

3- Dava için her şey mubah(!) meselesi
Ne kadar büyük bir yanlış. Allah hepimize cezamızı verecek. “Ameller niyetlere göredir” hadisi bizi yanıltmasın. Niyetleri en kökünden düzene sokmamız şart. Niyetler bozuksa her şey bozulur.
Bazı meselelerde “kişisel” fedakârlıklar yapılabilir. Bir şey uğruna kişi kendisini yakabilir (mecazi anlamda).
Ama başkalarını yakmaya hakkı yok. Bu hakkı insana hiçbir şey vermez.

Açıklamalar:
1- Okuduğunuz yazı hakkında sorunuzu veya yorumunuzu aşağıya yazabilirsiniz.
2- Yazılarımı RSS ile takip edebilirsiniz.
3- Tüm yazılarım kendi tecrübelerimin ve araştırmalarımın eseridir.

Yukardaki yazı ile ilgili ek bilgiler ve yorumlar:

  1. Fatih Hazarhan dedi ki:

    SelamlarGuzel bir meseleye deginmissiniz fakat 3.ornek biraz yoruma acik gibi geldi,ozellikle ''Allah hepimizin cezasini verecek'' turunden hukumler biraz abarti olmus…Dava icin herseyin mubah olmasina gerek yok,zaten dava HAK bir dava ise o konuda ayet ve hadis gibi emirler veya hukumler vardir onlar uygulanir ;)hayirli geceler

  2. admin dedi ki:

    Şunu diyebilir miyiz?“Fazilet Allah’ın hak ve hakikat yasalarındandır. Evrenseldir. Sünnetullah olan şeylerin içinde fazilet de vardır. Kuran’da “sünnetullahta değişiklik olmaz” manasına yakın manada bir ayet vardır.”Ne dersiniz bu doğru mudur?

  3. Fatih Hazarhan dedi ki:

    Aslinda 'Sunnetullah' bir diger manasi ile 'seriat-i Fitriye'dir yani Rabbimizin kainat kitabina koymus oldugu kanunlara riayet… Bunu da kuran ahlaki ile ahlaklanmis olan Peygamber Efendimizin Sunnetlerinde en guzel sekliyle gormek mumkun. Bir diger ifadeyle aslinda bu sebeblere riayet seklinde algilanabilir yani Sayet bir meselede muzaffer olmak istiyorsak onun hakkini vermek veya davanin sonuca ulasmasi belirli cuz-i kurallara da dayanir, insanin iradi olarak bu kurallara uymasi halinde sepep-sonuc iliskisi tamamlanmis olur(fiili Dua). Sozunu ettiginiz ayeti bilmiyorum fakat Rabbimizin koymus oldugu kanun ve yasalarin degismeyecegi bir gercektir. Ornek vermek gerekirse havadaki belirli miktarda bir kisim gazlarin; oksijenin, hidrojen, azot vs bulunmasi ve bununla bizim hayatimizi idame ettirmemiz sozkonusudur.Degilmi?

  4. admin dedi ki:

    Soruma çok net cevap vermemişsiniz ama bu açıklayıcı sözleriniz bir şekilde cevap oluyor zaten. Teşekkür ederim. Sünetullahın bir diğer adının da “şeriat-i fıtriye” olduğunu yazmanız da ayrıca güzel oldu. Sünnetullah konusuna güzel bir açıklama getirdiniz.İlk yorumunuza cevab: Evet katılıyorum. Ama insan hırsa kapılınca bazen ayetlerin ve hadislerin kabul etmediği şeyleri de yapabiliyor, bunda sakınca görmeyebiliyor. Bunu kastetmiştim. Sonuçta insanız, beşer şaşar demişler. Zaten bunun için tövbe etmek diye bir şey var. Tövbe kapısı açık. Önemli olan kişinin hatalarından pişmanlık duyup telafi edebilmesi veya telafi etme imkânına kavuşmak için dua etmesi, gayret etmesi, bu da mümkün değilse affedilme dualarına devam etmesi gerekir.

  5. Fatih Hazarhan dedi ki:

    Ayet konusunda bilgim olmadigi icin net birsey demekten kacindim,ayetten onceki kisma tamamen katiliyorum.

  6. Fatih Hazarhan dedi ki:

    Eğer bir toplumda, çirkinler ve çirkinliklerin boy atıp gelişmesi üzerinde durulmuyor, güzeller ve güzellikler şakîler gibi takip ediliyor, hakikat ve fazilet âşıkları hakaret görüp tazyike uğruyor, lâahlâkîlik rahatlıkla her yere girebiliyorsa, o ülkede fazilet için yaşayanlara yerin altı üstünden daha hayırlıdır.Din, millet, vatan, namus ve devlet gibi yüksek mefhumlara duyulan şiddetli muhabbet, civanmert ruhların işidir. Onlar, bu yüksek hakikatleri çiğnemez, çiğnetmez; gerektiğinde tereddüt göstermeden o uğurda seve seve ruhlarını feda ederler. Böyle bir ruh yüceliğinden mahrum olan talihsizler ise, buna divanelik derler.Haklı şöhretleri takdir ve onları saygı ile yâd edenler, bir gün mutlaka hürmetle yâd edilirler. Şöhretleri tenkit ve düşürmekle meşhur olmak isteyenler ise, pek fena bir şöhret kazanırlar.Fazîlet; insanın, kendi sınırlılığın kâinatın sonsuzluğu içindeki ehemmiyetsizliğini, küçüklüğünü idrâk etmesi ve şahsına olduğundan fazla değer vermemesidir. Yoksa, onun, cismânî musîbetlerle sürekli olarak hırpalanması; izzet-i nefis ve gururunun devamlı yaralanıp durması ve bir türlü tatmin edilmeyen câhilâne hırslarla huzursuzluklara dûçâr olması gibi, alçaltıcı sefâletlerle bütün bütün saadetlerini kaybetmesi, kaviyyen muhtemeldir.Fazîletli insan, sâlim düşünen insandır. O, 'çaresi bulunan şeylerde acze, çaresi olmayan şeylerde de âh u vâha düşmez…' Aksine o, kaçınılması imkân dahilinde olan şeyler için, elinden gelen her şeyi yapar ve kaçınma yollarını araştırır. İrâde ve imkânlarını aşan hâdiseler karşısında da teslim olma yolunu seçer. Ve insanların pek çoğunun dûçâr oldukları, bencillik, pest düşünceler, servet-sâmân kaygısı, çeşitli mansıp ve pâyelere gönül koymak gibi şeylerle mutluluğunu ihlâl etmez…(F.Gulen)

  7. admin dedi ki:

    Değerli alıntı için teşekkür ederim.Ayet ise Fatır suresinin 43. ayetinin içinden, 43. ayetin son kısmı:فَلَن تَجِدَ لِسُنَّتِ اللَّهِ تَبْدِيلاً وَلَن تَجِدَ لِسُنَّتِ اللَّهِ تَحْوِيلاً

  8. Fatih hazarhan dedi ki:

    Ayet icin tesekkurler ,biraz once google dan meallere baktim kucuk farkiliklar olmakla birlikte sozun ettiginiz kisim geciyor,fakat orda denmek istenen bizim anladigimiz sekliyle bir sunettullah(seriat-i fitriye) mi yoksa farkli manadami tefsirden arastirmak lazim,siz arastirdiysaniz mesele yok.Allah razi olsun

  9. Fatih hazarhan dedi ki:

    Elmalili Tefsirinden baktim,Fatir 43;43-yeminleri gibi hakkı kabul değil de, haktan bir kaçınma yeryüzünde bir kibirlenme, yahut kibirlendikleri için kötülük hilesi, suikast düzeni, "Hani bir zaman o inkâr edenler seni tutup bağlamaları veya seni öldürmeleri yahut seni çıkarmaları için sana tuzak kuruyorlardı." (Enfal, 8/30) ifadesince o Peygamberin canına kıymaya hazırlanma tertibi. Halbuki kötü hile, tuzak, sırf sahibinin yani yapanın başına geçer. Nitekim onların tuzağı da "Bedr"de başlarına geçti. Demek ki onlar da sırf öncekilerin sünnetine bakıyorlar. Önceki inkâr eden, kötülük yapan ümmetlerin başlarına gelen Allah'ın adetini, ilâhî kanunu gözetiyorlar. O halde Allah'ın sünnetinde (adetinde) bir değişiklik bulamazsın. Hakkı inkâr edenlere ve kötülük yapanlara azab kanununu, İslâm dinini yürürlükten kaldıracak değildir. Ve Allah'ın sünnetinde (adetinde) bir değiştirme de bulamazsın. O azabı, hak edenlerden başkasına çevirmezsin de.Tesekkurler tekrar

  10. admin dedi ki:

    Ayeti fazilet konusu ile bağlantılı olarak değil de, fazilet Sünnetullah’tan mıdır diye sormuştum. Bu bağlamda da Sünnetullah ile ilgili bir ayet hatırlayıp eklemiştim.Bunlar konuyu uzattı ama çok iyi oldu. Bu vesileyle bir ayetin üstünde durmuş olduk. Bu arada soru “Sünnetullah’ın gerektirdiklerinden midir” şeklinde olsaydı belki daha doğru olurdu.Sizin yazdığınıza ilaveten ben de şunu ekleyeyim:Kuranda 35. sure olan Fatır suresi’nde 42nci ve 43üncü ayetlerin mealleri:(Diyanet mealinde Sünnetullah veya Şeriat-i Fıtriye denmemiş, Allah’ın kanunu diye tercüme edilmiş.)Ayet 42: Müşrikler, eğer kendilerine bir uyarıcı gelirse, ümmetlerden herhangi birinden daha çok doğru yol üzere olacaklarına dair en güçlü şekilde Allah'a yemin etmişlerdi. Fakat onlara bir uyarıcı gelince, bu ancak onların nefretlerini artırdı.Ayet 43: Yeryüzünde büyüklük taslamak ve kötü tuzak kurmak için (böyle davranıyorlardı). Oysa kötü tuzak, ancak sahibini kuşatır. Onlar ancak öncekilere uygulanan kanunu bekliyorlar. Sen Allah'ın kanununda hiçbir değişiklik bulamazsın. Sen Allah'ın kanununda hiçbir sapma bulamazsın.

  11. admin dedi ki:

    Yanlış bilmiyorsam galiba sünnetullahta değişiklik yoktur mealindeki sözler Kuran'da birkaç surede, çeşitli ayetlerde tekrarlanmış. Emin değilim. Araştırmak lazım.

  12. Fatih hazarhan dedi ki:

    Anladim,bende seriat-i fitriye ile ilgili bir kaynak ekleyeyim zenginlik olsun…..Evet, ne sebepler, ne de başka hiçbir şey Allah'a hükmedemez. O'nun ilâhî irâde ve meşîetini bağlayamaz. Her şey Allah'ın mahkûmu, Allah'ta biricik ve mutlak hakimdir. Ancak, esbâba riayet edilmesi ve illetlerin birer mini vesîle olarak değerlendirilmesi de yine Allah'ın emridir. Bu itibarla da insanın, 'sünnetullah' dediğimiz şeriat-ı fıtriyenin prensiplerine uymadığı zaman, büyük ölçüde dünyada, belli nispette de âhirette cezalandırılacağına inanıyoruz.Kaynak: Ruhumuzun Heykelini dikerken,baslik ''Cizgimizi Bulma yolunda'' 10.Paragraf…

  13. Arzu-hal dedi ki:

    İnsan kötü hal ve hareketlerden kaçınarak ve islama uymaya çalışarak fazileti yakalayabilir. İslamın dışına çıktıkça faziletten ve iyiliklerden de uzaklaşmış oluyoruz.

  14. admin dedi ki:

    @Arzu-hal: Evet aynen öyle oluyor. Yukardaki yorumlarda Sünnetullah meselelerine de değinildi. Bütün bunlar ve sizin yorumunuz gerçeğin ta kendisidir. En yüksek hakikatlerdendir. Ama bir şey var: İslamın geleneksel ve millîleştirilmiş hali ile değil evrensel manada, kuran ve sünnet ışığında ele alınması gerekiyor.