Farklı Dindarlık Anlayışlarımız

Tarih: 22 Nisan 2009

Kendi dindarlığını en doğru bulup başkalarında hata gören kişilere düşen şey belki elinden geldiğince en iyi şekilde örnek olmaya çalışmaktır. Tabii dindar bir insan en başta kendi özünü hakiki mümin etmelidir. İnsanların farklı dindarlık anlayışlarını değiştirme yönünde “tahakkümcü” davranmaya hiç kimsenin hakkı yoktur.

Anlayış Farklılıkları

Sahabeler denince hep o dört büyük kişi aklımıza gelir. Diğerlerini zaten neredeyse hiç bilmeyiz. Dindarlık hakkında ince düşünen, takvaya çok önem veren kişiler genellikle müslümanlığın o dört büyük sahabenin yaşadığı gibi yaşanması gerektiğini sanırlar ve genelde bazı tarikat şeyhlerini örnek alırlar; başka türlü bir “müslümanlık”, başka türlü bir “dindarlık” kabul edemezler. Kendi ölçülerine saygı duyarım çünkü takvada sınır yoktur, ölçü yoktur. Başarabilen ise yok denecek kadar azdır. Öte yandan, kendimiz beceremediğimiz şeyi başkalarına ne hakla zorla baskı ile kabul ettirmeye çalışırız, hatta muhtemelen bizden daha az günahkâr insanları ayıplarız dışlarız? Bu dışlamalar, kınamalar biraz da kendimizi diğer insanlara “daha kaliteli müslüman” gibi gösterme çabamız değil midir? O halde Allah’a mı kuluz başka şeylere mi kuluz iyi düşünelim.

Dinin Farklılaştırılması

İnsanların Allah’ı unutarak dindarlığı başka bir şey haline getirmelerinin bariz örnekleri Hz. İsa Peygamber zamanındaki Musevilerde görülmüştür. Sınırlarını kendi elleriyle değiştirerek büyüttükleri şeriata uygun görmedikleri bir insanın her ne mucize gösterirse göstersin peygamber olamayacağına hükmetmişlerdi. Evet, onlar şeriatı Allahın ve peygamberin gösterdiği şekilden çıkarmışlar, kafalarına göre genişletmişler ve arttırmışlardı.

Günümüzde biz müslümanlarda da benzer akımlar görülüyor. Örnekleri çok ancak siyasi meselelere girmeyip sadece “dinimizin direği” olan namazdan örnek vermek istiyorum:
Allahın kesin ve direkt emri olmayan, peygamber efendimizin uyguladığı ve bizi yapıp yapmamakta serbest bıraktığı sünnet namazların ve namaz tespihatının hiç terk edilmemesi gerektiği gibi “zorlamalar” bile bu sapıtmalardandır. Namazlardan farz olmayan namazlar ve namaz tesbihatları herkesin dilediği gibi yapması gereken uğraşılardır. İsteyen saatlerce yapabilir, istemeyen hiç yapmaz. Bir de bazı tarikatların, özel cemaatların kendi özel sistemlerine bağlı olabilir, kendi topluluklarındaki kişilerin yapmaları gerektiği şart koşulabilir. Buna itiraz etmeye hakkım yok. Sadece bunları İslamın genel gerekliliklerindendir diye ilan etmek dini bozmaktır demek istiyorum.

Namaz kılmaya başlamak isteyen yeni öğrenen bir insana birden bire bütün sünnet namazlar ve tesbihatlar öğretiliyor, beş vakit devamlı yapmasının şart olduğu anlatılıyor. Peygamberimizde de sahabelerde de böyle bir namaz tarifi yoktu. Bunlar sonradan çıkarılmış zorlamalardır. Şeriatın arttırılmasıdır, bidatlerin fenalarındandır. Dediğim gibi sünnet namazları ve namaz tesbihlerini herkes nasıl isterse öyle yapar veya hiç yapmaz. Esas olan beş vakit namazdaki farzlardır. Bu ciddi sorun “farklı dindarlık anlayışı”ndan öte, ancak dinde sapıtmadır.

Müslümanlarla geçinenemememize sebep olan yanlışlardan nasıl dönebiliriz
Peygamber efendimizin çevresindeki sahabelere bakarsak her birinin bambaşka karakterleri, bambaşka tutkuları, merakları olduğunu, hatta bazılarının kötü alışkanlıları olduğunu dahi görebiliriz.
Dinimizi yaşarken peygamber efendimizin ve büyük sahabelerin diğer sahabelere, diğer müslümanlara olan hoşgörülerini, sorunlara nasıl yaklaştıklarını – nasıl çözüm getirdiklerini iyi öğrenip örnek almalıyız. Bu tür sünnetlere diğer sünnetlerden çok daha fazla ihtiyacımız var.

Gerçek bir Müslüman olmak istiyorsak Peygamber efendimizin insanlara nasıl muamele ettiği, hatalılara nasıl yaklaşım gösterdiği yönündeki sünnetlerini hayatımızda uygulamaya çalışmamız gerekiyor. Bilinen büyük sahabelerin çevresine karşı nasıl davrandıklarını iyi bilmemiz gerekiyor. Daha eskiye gidip Musa peygamberin kavmine de bakmalıyız. Hepsini hesaba katmalıyız çünkü hepimiz insanız. Beşer şaşar demişler. Günümüzün Allah dostlarından birinden (Mahmut Ustaosmanoğlu) şu sözü duymuştum: “Kuran okurken demeyin ki Firavun şöyle kötüymüş Yahudiler şöyle kötüymüş.. Bilin ki o kötü vasıfların hepsi bizde var. Kuranda nefislerimiz bize anlatılıyor.”

Kimin yanlışını, hatasını, günahını “görüyorsak anlıyorsak” o özellik bizde de var demektir. Din kardeşlerimizi ayıplamak, kınamak, dışlamak yerine dost olmaya çalışarak onlara iyi örnek olmamız ve sorunlarına çözümler getirmeye çalışmamız İslam dininin gerektirdiği bir şeydir.

Açıklamalar:
1- Okuduğunuz yazı hakkında sorunuzu veya yorumunuzu aşağıya yazabilirsiniz.
2- Yazılarımı RSS ile takip edebilirsiniz.
3- Tüm yazılarım kendi tecrübelerimin ve araştırmalarımın eseridir.

Soru ve Yorum yazma bir süre için kaldırıldı.