Esas Mucizeyi Görememek

Tarih: 31 Mayıs 2010

Yıllar önce İslami dergilerde görürdüm, arı kovanından çıkarılan petekli bal tabakası üzerinde Arapça “Allah” yazısı oluşmuş. Filan yerde ağaçlar öyle bir gelişim göstermiş ki, uzaktan bakınca Arapça “Allah” yazısı şekli oluşturmuşlar.

Arıların bal peteklerinde Allah yazısıArap harfleriyle Allah yazısının öyle bir şekli vardır ki, her eğimli karışık çizgilerde benzerini görebiliriz. Doğadaki pek çok şeyde benzerini görebiliriz. Yani gerçek şu ki biz öyle sanıyoruz.
Bal peteklerindeki Allah yazısı “insan eliyle yapılmış” gibi olduğu açık ve net belirgin. İnsanlar yapmış olabilir. Bunun birçok yolu var. Eskiden İslami dergilerin alınmasını okunmasını sağlamak için böylesi hilelere başvurulmuş olabilir.
Hem bu oluşumları sadece insanlar değil cinler de sağlayabilir. Önem verilecek bir şey değil.

Arıların yaşamında, arı kovanlarında esas görmemiz gereken gerçek mucizeyi ise ne yazık ki hiç kimse önemsemiyor. İşte bu çok üzücü bir şey. Sen Allahın yüce kudretini biraz olsun anlayacak kafada değilsen yazık sana. İlgili bir ayet: “Deveye bakmazlar mı nasıl yaratılmış.. Göğe bakmazlar mı nasıl yüceltilmiş…”
Düşünmeyen gözlem yapmayan ezberci insanlar Allahın istediği gibi bakmaz, O’nun istediği gibi düşünmez, düşünsel melekelerini geliştirmez bilakis köreltir, bunun yerine kendilerini ezber ve telkinlerle yönetmek gütmek isteyenlerin istediği şekilde davranırlar.

İşçi arılardaki mucize
Kraliçe arı bir kovanda bir tane bulunur, ömrü birkaç yıldır. İşçi arılar ise kışın soğuk günlerinde iki ay kadar yaşasalar da normalde hayatları sadece 42 gündür. 42 günlük (6 haftalık) hayatları iki devreye ayrılır. İlk üç hafta kovan içinde, ikinci üç hafta kovan dışında vazifelidirler. Bu vazifelerinde muazzam ince işleri çok büyük bir düzende ve ciddiyette yaparlar.
Aynı şeyleri insanlar yapsalar, diyelim ki dev bir arı kovanında insanlar aynı işleri yapsın: Onca bilgiyi ve beceriyi kazanmak için insanların birkaç yıl ciddi eğitimden geçmeleri şarttır. Hem bilgi ve beceri yetmez birçok ince iş gören makineler elektronik cihazlar gerekir. Bir de bunların kullanımları hakkında eğitim almak… Arılar ise hiçbir eğitim almadan, kısa ömürleri boyunca çok ince işleri başarıyla yapıyorlar.

İç ve dış hizmetleri kısaca anlayalım düşünelim
İçerde üç hafta boyunca kraliçenin yumurtalarıyla ilgilenmek, kurtçukların bakımını beslemesini yapmak, altıgen petekler oluşturmak, erkek arıları kapı dışarı etmek, kovanı düşmanlardan korumak, kovan çeperlerini kontrol edip çatlakları onarmak, tabi bu onarım için gereken malzemeleri kullanmak… Sadece birkaçını saydım. Görev çeşitliliği ve ince detayları olan işler çok. Balmumu, arı sütü vesaire. Bütün bunları hiçbir eğitim almamış olarak yapıyorlar.
İkinci üç haftada çiçekleri dolaşmak, kovana gelip işe yarar çiçek bölgelerini diğer arılara tarif edip onları oraya göndermek.. Ve daha birçok mucize işler…
42 gün, 21’er günlük iki devrede kovan içinde ve dışarıda çok büyük işleri hiçbir eğitim almadan başarı ile yerine getirdikten sonra ölürler. Kovanda ise devamlı yeni yeni nesiller üretilip durmaktadır. Kraliçe her gün yumurtlar.

Nereden bakarsak bakalım, arıların yaşamı gerçek bir mucizedir. Bilim bunu hiçbir surette açıklayamaz, susar kalır. Kuran-ı Kerîm’de Nahl (bal arısı) suresinde bütün bunlara şu şekilde cevap buluyoruz:
“Rabbin bal arısına şöyle ilham etti: Dağlardan, ağaçlardan ve insanların yaptıkları çardaklardan (kovanlardan) kendine evler edin.”
Yani arılar nasıl oluyor da hiçbir eğitim almadan o kadar ince ve o kadar çok yönlü çok karmaşık işleri o kadar kısa ömürlerinde başarabiliyorlar yapabiliyorlar, cevabı bu ayette görüyoruz: Arılar kesintisiz algıladıkları vahy ile o kadar çok ince işleri yapıyorlar. Uzaktan kumanda sistemi gibi bir şey.
Bilim aradığı cevabı ancak bu ayette bulabilir. Bilim adamlarının gücü varsa arıların devamlı algıladığı vahy’i algılasın ve mesajları çözsün.

Bal arılarının yaşamı, üremesi diğer böcekler gibi değil. Akıl almayacak derecede çok hassas işler ve yine akıl almayacak derecede büyük bir işbirliği, vazife paylaşımı var. Benzer akıl almaz ortak çalışmaları ve muazzam ince işleri pek çok karınca türlerinin hayatlarında da görebiliyoruz.

Bu mucizeyi görmeyip de peteklerde şekil aramak, Allah yazısı aramak, o şekillere hayret etmek aptallıktır cahilliktir. Gerçekten öyle bile olsa anlaşılan Allah yüce merhameti ile aptal ve cahil insanlara da “belki” işaretler gösteriyor diyebiliriz. Belki…

İslam dini insanların cahil kalmalarını, bilimsel çalışmalardan uzak durmalarını hoş görmüyor. Kuran-ı Kerim’de bu konuda birçok işaretler, açık emir ayetler, şiddetli ve adamakıllı ciddi tehditvari sözler ve peygamber efendimizin çok sayıda emir ve tavsiyeleri var. Hem sadece bilgi edinmek yönünde değil; daha çok düşünmek, düşünsel melekeleri geliştirmek yönünde. Allah bizden ne istiyor, müslüman olduklarını iddia eden devlet yöneticileri bütün bu inceliklere nasıl sırt dönüyor iyi düşünelim.

Yazımın esas konusu itibarıyle, mucizeleri anlayabilmek bile ancak düşünsel melekelerimizin biraz olsun gelişmesiyle mümkündür. Kuran-ı Kerîm’e göre, düşünsel melekelerimizi geliştirmemiz bizim aslî vazifelerimizdendir. Kesinlikle göz ardı edilebilecek bir şey değildir.

Açıklamalar:
1- Okuduğunuz yazı hakkında sorunuzu veya yorumunuzu aşağıya yazabilirsiniz.
2- Yazılarımı RSS ile takip edebilirsiniz.
3- Tüm yazılarım kendi tecrübelerimin ve araştırmalarımın eseridir.

Yukardaki yazı ile ilgili ek bilgiler ve yorumlar:

  1. Râna dedi ki:

    İmamı Gazali şöyle bir benzetmede bulunuyor akıl göz, akletmek ise görmek gibidir. Bir göz, baktığı varlığı herhangi bir sebeple hakikatine uygun görmüyor veya göremiyorsa ”yok” hükmündedir. buyuruyorlar

  2. admin dedi ki:

    Said Nursi’nin de akıllarını kullanmayan insanlar için bazı benzetmeleri var:
    Akıllları gözlerinde olan insanlar…
    Çocuk akıllı sakallılar…
    gibi.
    Kafayı çalıştırmadan, düşünmeden sadece gördüğüne inananlar… Okumayan, sözleri tahlil edemeyen ama telkinlerle güdülen insanlar çok.
    Yani İmam-ı Gazali’nin dediği gibi hakikat yönünde çalıştırılmayan kullanılmayan akıl yok hükmündedir.
    Akıl da bir nimettir ve şükür gerektirir. Şükrü ise aklı helal yolda kullanmaktır, safileştirmeye, geliştirmeye çalışmaktır. Allah bize vaad etmiş, şükredersek nimetlerini arttıracak.