Ehlullahın özel duaları ile özel virdleri ile uğraşmamalıyız

Tarih: 10 Temmuz 2010

Kul ister Allah yaratır.. Her insanın duası kabul olabilir. Bunun için ermiş olmaya, Allah’ın rızasını kazanmış olmaya filan gerek yok. Bunula beraber ermişlerle aramızda büyük fark var. Onlar neyi niçin ne zaman ve nasıl isteyeceğini bilirler. Hakikati bizden daha iyi bildikleri için pek bir şey istemezler zaten. Hatta istememeyi isterler.

Tasavvuf büyüklerinin sohbetlerinde “Allah’tan başka sığınacağı hiç kimsesi hiçbir şeyi olmayana ne mutlu!” anlamına gelen sözlere rastlarız.

Bilip bilmeden veya bilerek özenerek vird edindiğimiz bazı duaların içeriğinde bu gibi yaklaşımlar vardır. Israrla ve kararlılıkla devam ettiğimizde istediğimiz bize verilebilir. O nedir? Yokluk, yoksulluk gibi şeyler olabilir. Sabretmemiz gereken dertlerimizin artması olabilir.

Allah dostları için nimet olan şeyler bizim zavallı nefslerimize zulüm gibi gelebilir. Sonra Allah’a karşı isyankâr olabiliriz.

Onun için haddimizi bilelim, gözlerimizi Evliyaullah’ın makamlarına dikmeyelim, onları taklit etmeyelim, onların manevi mertebelerine nasıl varılır diye kafa yormayalım, böyle şeylere hiç heveslenmeyelim. Yapmamız gereken şey o kişileri Kuran’a ve Sünnet’e göre İslam dinini yaşayabilmemiz için örnek almaktır, rehber edinmektir, sohbetlerini, nasihatlerini can kulağıyla dinlememizdir, nasihatlerini tutmamızdır, onların cemaatinde kendimize uygun bir hizmette bulunmamızdır. Hem onlar, hem peygamber efendimiz bizden dünya hayatında bunu beklerdi. Allah da bundan razıdır zaten.

Bir fabrikayı düşünün. Bir patron vardır. Onun dışında herkes oranın çalışanıdır. Mühendisler, muhasebeciler, sekreterler, ustabaşılar, işçiler, nakliyeciler, bekçiler.. Herkes patron olsa o fabrikada işler yürümez, hiçbir şey üretilemez, hiçbir hizmette bulunulamaz.

Manevi yolun rehberleri dünyada iman kuran hizmetlerinin erbaplarıdır. Bütün dünyada islam dininin en güzel bir şekilde yayılması için o kişilerin hizmet kervanlarında hizmetlerin bir ucundan da biz tutabilirsek ne mutlu bize. Çorbada bizim de tuzumuz olsun diyelim yapabileceğimiz hizmeti cemaatin içinde tevazu ile yapalım.

Hizmetlerimizden, önce Allah memnun olur çünkü bize en yakın O’dur. Sonra peygamber efendimiz bizi tanır bilir. En sonunda bütün bunlar mürşidimizin kalbine yansır, o da bizi sever. Bunun sonucunda niçinini nasılını bilmeyiz ama mürşidimize olan sevgimiz bir iken bin olur. Tarikat tasavvuf yolunda manevi makamlarda hizmetlerle yükselinir. Hizmet ise o hizmeti gerçekten sahiplenmekle olur. “Hizmet edeyim ki makamım yükselsin” niyeti bu meselede işe yaramaz. Gerçi Allah hizmetleri karşılıksız bırakmaz; hatta başta niyet sakat iken hizmetin güzelliği karşısında Allah o kulun kalbini safileştirebilir, yanlış isteklerden arındırabilir.

Açıklamalar:
1- Okuduğunuz yazı hakkında sorunuzu veya yorumunuzu aşağıya yazabilirsiniz.
2- Yazılarımı RSS ile takip edebilirsiniz.
3- Tüm yazılarım kendi tecrübelerimin ve araştırmalarımın eseridir.

Yukardaki yazı ile ilgili ek bilgiler ve yorumlar:

  1. yemliha dedi ki:

    İnsanın tek gayesi kendini sürekli/her an aşmak ve gününü dününden daha ileri kılmak olmalı. Bİr başkasını hedef alan ve onu geçmeye çalışan insan çeşitli yorgunlukları yaşamaya ve sürekli kaymaya/gerilemeye hazır olsun.

    Hem “hizmet” gibi şeyleri bir şeylere ulaşmada araç olarak kullanmak hizmetin ruhuna aykırıdır; sonuçsuzluğa mahkum eder kişiyi. Yükselmek, hizmetin “amaçlanmayan” bir sonucudur. Kendini hizmete adamışlığın ve “amelin içinde yitip gitmenin” bir neticesidir.

    Selamün aleyküm!