Cesaret sorumluluk ve vicdan

Tarih: 28 Ocak 2008

Hiçbirimiz kötü yönlerimizi kendi elimizle deşifre etmeyiz herhalde. Hatta başkaları önemli bir kusurumuzu deşifre etse ya inkâr ederiz ya da neden öyle davrandığımızı öyle bir anlatmaya çalışırız ki o hareketimizin neredeyse faziletli bir hareket olduğuna inandırmaya çalışırız hem kendimizi hem başkalarını.

Kötü yönlerimizi aklı başında dostlarımıza anlatsak, kurtulmak için vesileler arasak. Cesaret istiyor belki. Sadece cesaretli olmak değil, aynı zamanda vicdanlı olmak gerekiyor. Ama her şeyden önce kusurlarımızı, kötü yönlerimizi kendimiz kabul etmiş ve kurtulmaya çalışıyor olmamız gerekir. Vicdanımızı köreltmemişsek hatalarımızı görebiliyoruzdur ve de hatalarımızdan dolayı büyük pişmanlık duyuyoruzdur.

Aslında iyice düşünürsek ne denli vicdansız olduğumuzu anlayabiliriz.

Kurandaki kâfir kelimesinin sözlük anlamı gerçeği örtbas eden gizlemeye çalışan demektir. Vicdanı körelmiş, kalp gözü kör olduktan sonra alnı secdeye gitmiş, oruç tutmuş, kurban kesmiş, bunların Allah katında ne değeri olabilir ki?

Herhangi bir konudaki kötülüğümüzü veya terk ettiğimiz sorumluluklarımızı önemsemememizin, düzeltmek için çabalamamamızın ne kadar çirkin bir şey olduğunu aşağıdaki örnekleri dikkatle sonuna kadar okuyunca daha iyi anlarız sanıyorum:

Bir hadis-i şerif: “Namazını terk eden kâfir olmuştur.”

[Bizim Hanefi mezhebine göre her namaz kılmayan kafir değildir. Sadece uygulamada değil inançta da terk eden kâfir olur. Şafii mezhebine göre ise namazı sadece uygulamada terk etmesi o kişinin kâfir olduğuna hükmetmek için yeterlidir.]

İnsan kendi sorumluluğu olan bir işi terk etmişse ve bundan üzüntü de duymuyorsa o kişi artık gerçeği umursamıyor, örtbas ediyor; kısacası vicdanını söndürmüş demektir. Bir bakıma kâfir olmuştur.

Şimdi demeyin aman hocam herkesi kâfir yapmak için neler icad ediyorsun!!
Dikkatinizi çekerim: Bunlar vicdanın önemini belirtmek için verdiğim örneklerdir. Kimsenin dini inançlarıyla uğraştığım yok.

Zaten dinimizdeki çoğu vecibeler hayatımızın her alanını aydınlatması içindir. Namaz bir sorumluluktur. Namazı terk eden kâfir olur.
O halde:
İnsanın çocuklarının her şeyiyle çok yakından ve büyük bir dikkatle ilgilenmesi, onları şefkatinden mahrum etmemesi de büyük bir sorumluluktur: Bunu terk eden kâfir olmaz mı?
İnsanın bile bile gerçeği ört bas etmesi, vicdanını söndürmesi o kadar büyük bir suçtur işte.

Yine “Kurandaki bir hükmü reddeden kişi diğerlerinin tümünü kabul etse bile kâfir olur.” diye bir hüküm vardır dinimizde.
Bir sorumluluğunu terk edenin diğer sorumluluklarını yerine getirmesi o kişiyi kurtarmayacaktır. Yani bir sorumluluğunu önemsemeyen kişinin diğer sorumluluklarını önemsiyor görünmesi o kişinin yalanıdır.

Sen çocuklarını boş ver namaz kıl..
Sen işçilerinin haklarını ye namaz kıl..
Hayır onun yeri başka onun yeri başka diyemezsin!
Sen kâfirsin! Senin kıldığın namaz bir gösterişten ibarettir. Bana inanmıyorsan Kurandaki Maun suresini oku.

Kısacası: Hepimiz çok ama çok iyi düşünelim: Ne kadar vicdanlıyız.. Sorumluluklarımızın kaçta kaçını gerçek manada umursuyoruz..
Şunu tekrar hatırlatayım: Kimsenin dini inançlarını yargıladığım yok. Konuyu aydınlatmak için başka örnek bulamadım. Bu örnek çok iyi oturdu.

Ayrıca bu yazım İslâmdaki “kâfir olmak” meselesinin mahiyetinin anlaşılması için de faydalı oldu diye inanıyorum. Hep derler ya “İslam akıl mantık dinidir” Evet aynen öyledir. Bu din gereğince bazı insanlara kâfir demek öyle basit ve temelsiz şeylere dayanmaz. Hurafe gibi bir şey değildir. Kâfir sözcüğü ne kadar büyük incelikleri kapsıyor. Bunun ne manaya geldiğini bile araştırmadan islam dinine hurafe gibi yaklaşanları güzel sorularla düşünmeye davet edelim.

Açıklamalar:
1- Okuduğunuz yazı hakkında sorunuzu veya yorumunuzu aşağıya yazabilirsiniz.
2- Yazılarımı RSS ile takip edebilirsiniz.
3- Tüm yazılarım kendi tecrübelerimin ve araştırmalarımın eseridir.

Soru ve Yorum yazma bir süre için kaldırıldı.