Anı Kıymetlendirmek

Tarih: 22 Ağustos 2008

“An”ı kıymetlendirmek ancak her an gerçek şuurluluk, tam bir bilinçlilik halinde olabilmemizle mümkün olabilir. Şu yazımda >>> bu halin tersi olan gaflet üstünde durmuştum. Tam şuurluluk nasıl yakalanır? Çok kolay değil. Her şeyden önce aklımızı dağıtan çörçöp fikirlerden ve uğraşılardan kurtulmamız lazım. Bunlardan kurtulmak için ise bunların kaynaklarını kesmek ya da onların bizi etkilememesini sağlamamız gerekiyor.

Esas varlığımız bu etten kemikten olan bedenimiz değildir. Meselâ kabirde şimdiki bedenimiz çürüyüp gidecek. Ama benliğimiz devam edecek. O halde bu benliğimiz esastır. Benliğimiz ise manevi gıdalara muhtaçtır.

1- Nasıl ki yemek yiyoruz kendimizi daha rahat hissediyoruz. Gün boyu sık sık acıkırız tekrar tekrar bir şeyler yeriz içeriz. Bunun gibi ruhumuzun kalbimizin de gıdaya ihtiyacı var.
Her şeyin etkisi geçicidir. Onun için sık sık tekrarlamak gerekiyor.
Bedenimizin çok çeşitli maddi gıdalara ihtiyacı olduğu gibi, kalbimizin, maneviyatımızın da değişik değişik manevi gıdalara ihtiyacı vardır.

“An”ı kıymetlendirmek maneviyatımızı değişik değişik, çeşit çeşit manevi gıdalarla kuvvetlendirmekle olur. Böylece her an daha aklı başında oluruz, daha bir şuurlu olarak, sorumluluklarımızı çok iyi bilerek hareket ederiz.

Bu gıdaların ne gibi şeyler olduğunu ve birkaç örneğini şu yazımda anlatmıştım:
>>>>> Günahları Kovmak

Güçlü bir maneviyat daha güçlü manevi gıdalara ihtiyaç duyduğun gibi; bir de başkalarına maneviyat aktarmaya ihtiyaç duyar. Bu dereceye ulaşmış bir insan çevresine Nur saçar, bulunduğu bölge için bir rahmettir.

2- Bütün bu yazdığım bilgilere şunu da ekleyelim:
Biz bu dünyada geçiciyiz. Dünyaya gönderilişimizden tak sebep Allahı bilmeye çalışmamız, O’na hakkıyla kul olmamız içindir. Başka bir sebep var mıdır? Kesinlikle yoktur.

Misafir kişi misafirhaneye yerleşmez. Geçici olduğunu ve gitmesi gerektiğini bilir. Biz de bu dünyada misafiriz. İstemesek bile gideceğiz. Öteki tarafta bize nelerden hesap sorulacaktır? Sadece gönderiliş amacımıza yönelik sorular sorulacak.

Sağcılık, solculuk, milliyetçilik, vesaire gibi insanların uydurdukları akımlar hakikat âleminde yoktur ve geçerli değildir. Dolayısıyla bu dünyadaki işimiz öncelikle kendimizi Allah yolunda sabit kılmak, sonra ise diğer kişileri de bu yola davet etmektir. Hariçten dava isteyene İslam kardeşliği davası yeter.

3- Sonuç olarak:
Buraya kadarki satırların ışığında neler yapmamız gerektiğini iyi düşünerek ve gereğini yaparak her bir anımızı en iyi şekilde kıymetlendirmeliyiz. Bu dünyada görevimizin bilincinde yaşayabilmemizi yakalamamız çok kolay değil. Süremiz ise hem sınırlı hem çok ama çok kısa.

Dünya hayatımızda günlerimiz sayılı; bu çok kısa sürede her an tehlikedeyiz. Zaman kavramımız bizi yanıltıyor. Akıbetimiz son nefesteki halimize göre olacak. Şimdi bu kelimeleri okurken belki son nefesimize yakın bir andayız. Bilemeyiz.

Son anlar önemli. O son anlar ise ne zamandır belli değil. Ama çok çok yakın. Şöyle düşünelim: Dünyadaki misafirliğimizde, doğduğumuz zaman kulağımıza cenaze namazımızın ezanı okunur, öldüğümüz zaman ise cenaze namazımızın kameti okunur ve cenaze namazımız kılınır. İşte böyle düşünelim de dünya hayatımızın “bir” namazın ezanı ve kameti arasındaki süre kadar kısa olduğunu iyice idrak edelim.

Bu idrak büyük iş. İdrak etmek demek tam manasıyla anlamak ve kavramak demektir. Allah cümlemize nasip etsin. Âmin.

Gerçek Müslümanlık bu idrak ile başlar. Yakalamak ise ne zaman nasip olursa o zaman neredeyse kurtulduk demektir. O zaman Allah tarafından üstümüze vazife edilmiş ne varsa onları üşenmeden severek yaparız. İşte bu hali korumak ve bu halde ölmek esastır.
Bu anlattıklarımı teyit eden bir Hadis-i Şerîf var herkes bilir. Şimdi bulamadığım için manasını aklımda kaldığı şekilde yazayım:
İnsan iyi hallerle güzelliklerle yaşar ama ölümüne yakın öyle bir kötülük yapar ki cehenneme gider. Hep günahlı işlerle kötülüklerle yaşayan bir insan ölümüne yakın öyle bir şey yapar ki cenneti kazanır.

Bütün ameller boşa mı gidiyor? Peygamber efendimiz ne demişse haktır doğrudur. Ayrıca “zaman” bizi çok yanıltıyor.
Emeklerimiz ne olacak? O emekler bize ait değil ki hesabını yapıyoruz!! Bu konu ile ilgili yazım için buraya tıklayın: >>>>>

Yukarda bahsettiğim “idrak” meselesini şöyle de düşünebiliriz: Dünya hayatı süremizin tümü noktalardan oluşuyor. O idraklenme ne zaman olacak, ona göre kişiye yeterli sayıda noktalar yani fırsatlar var. Artık ne zaman yakalarsa.. Ama yeter ki yakalamak istesin. Sonra ise korumak gerekiyor. Dünyada az yaşadık çok yaşadık hiç önemi yok. Tek önemi olan şey tahkiki imanı yakalattırıcı idraklenmeye sahip olup aklımız başımızda olarak dosdoğru yolda bulunmaya gayret etmemizdir. O halde ölmek bile yeter. Çünkü kişi taklidi imandan kurtulamamışsa bile gerçeği idrak edince Allah rızası için her adımına dikkat eder.

4- Tekrar “an”ı kıymetlendirmeye gelelim:
Her anı Allahın rızasına uygun işlerle ve düşüncelerle geçirelim. Bu iş her bir ana göredir. Sonrası için değildir. Nasıl ki sabah ne kadar yemek yersen ye, akşama bir faydası olmuyor. Daha öğle vakti karnın zil çalmaya başlıyor. Maneviyatımız da bedenimiz gibi tekrar tekrar beslenmek istiyor. Bunun için beş vakit namaz nimeti bize sunulmuş. Ama maalesef namazlarımızı sevmeden kılıyoruz. Namazlarda kalbimiz Allahın huzurunda değil şunun bunun huzurunda oluyor. Okuduğumuz ayetlerin manalarına konsantre olmuyoruz. O zaman namazımızın hiçbir faydasını göremiyoruz. Bu tehlikeden kurtulmak için ise başka manevi gıdalara ihtiyaç var. Bu >>>> yazımda biraz bahsetmiştim.

5- Tarikatlilerin kısır döngüsüne çare:
Tarikat dersleri, tasavvuf kitaplarında yazan riyazetler filan ne varsa hepsini bu yazdıklarım ışığında düşünün. Kendi derecenize göre ne yapmanız gerekiyorsa, o işler hep içinde bulunduğunuz “an”lar içindir. Sonrası için kesinlikle değildir. Yani mürşid kişi müridinin ne zaman hangi manevi çalışmalar yapması gerektiğini bilir ona göre müride yol gösterir. Bazı müridler işin aslını anlamaz, sanır ki o dersler onu “zamanla” erdirecek, yüksek makamlara çıkaracak. Bunu bekler çok yanılır.

Örnek ve ispat:

Önce örnek:
Meselâ bir tarikat kitabında yazılıdır ki “Şu zikirleri şu sayıda yapan kişi nefsin filan seviyesinden kurtulur filan seviyesine yükselir.”
Bunu derviş bilirse kurtulamaz. Bilmeyecek. Şeyhi ona söylemeyecek. Derviş o zikri “an”larını kıymetlendirmek, ışıldatmak, parlatmak için yapacak. O ışıltı ve parlaklık ise kişinin Allah rızasına uygun karaktere bürünmesidir. Yani derviş kafasını çalıştırsa o belirli sayıyı tamamlamasına hiç gerek yok. Sadece söz dinlesin, “an”larını kıymetli tutsun. Böyle yaparsa her geçen gün o kıymetin nuru çok daha parlar. Her
gün daha parlaklaşır. Bir gafletinde ise taaa en başa döner. Gaflette bulunması ise bazı hatalarının semeresidir.
Mevlana diyor ki: “Her haramın insana verdiği sarhoşluk içkinin verdiği sarhoşluk gibi olsaydı sokakta ayık tek kişi göremezdin.”
Önemsemiyoruz. Namahreme baktın. Beğendin yine baktın. İşte haram, işte günah. Sen ne niyetle bakarsan bak, haramdır. Senin niyetin hakikati değiştirmez. Niçin bakıyorsun? Çünkü hoşuna gidiyor. Nefsinin hoşuna gidiyor. Bu ise insana gaflet verir. Boşuna deme kardeş gözüyle bakıyorum. O halde git bulutlara kardeş gözüyle bak, kedilere kardeş gözüyle bak. Bakacak şey mi yok? Güzel şey mi yok? Gaflet gaflet getirir. Onun için Kuran-ı Kerîm’de buyurulduğu gibi takvasız bir yere varamayız. Hele tarikat zerre kadar takvasızlığı kabul etmez.

İspatı:
Tarihte kayıtlı örnekleri çok. Bazı dervişler bir iki günde kemal derecelerine kavuşurken bazıları yıllarca bir yere varamamıştır.
Çünkü: Kim ki ilerde bir şey olmayı arzular ve beklerken “an”ına gereken değeri vermez, o kişi yanılmıştır. Her yaptığını bir beklenti uğruna, bir heves uğruna yapmaktadır, o an onun için yoktur. Kim ki içinde bulunduğu anı Allah rızasına uygun gerektiği gibi değerlendirmekten başka bir şey düşünmez, o kişi zaten varacağı yere varmıştır bir bakıma. İşte bu kişiye kemal dereceleri için kapılar açılır. Nefsin yedi mertebesine tek tek çalışmadan bile hepsi iç içe hizaya gelebilir. Düşüneceksin ve iyice bileceksin “sadece şu an var. Allahtan korkmam gereken an bu andır. Bundan başka hiçbir an yok.”

6- Bu zaman ise cemaat halinde daimi hizmet zamanıdır. Boş durmak, başıboş, yani islamı bireysel yaşamaya çalışmak çoğu insanı mahfeder (milyonda bir istisnalar olabiliyor). Sokakta gezmek insanı binbir çeşit gafletlere düşürür. Gafletlere düşmekten kurtuluş çok zor.
Onun için, özellikle bu zamanda gereken:
Mevlananın dediği gibi: Sende aşk yoksa hizmetlere ve ibadetlere elinden geldiğince devam et. Allah senin bu gayretlerini çabalarını mükâfatsız bırakmaz. Onun bu tavsiyesini bu zamanda cemaat içinde uygulamak insanı kurtarır.

Son müceddid Bediüzzaman Said Nursi bu zamanın gerektirdiklerini ümmete duyurmuştur. Hiç tahmin edemeyeceğiniz bazı tarikat şeyhleri dahi onun müceddidliğini kabul etmiş, cemaatine açıkça söylemese de onun düsturlarını uygulatmaktadır. Cemaat çalışması yapmaktadır. Klasik tarikat çalışmalarını ikinci planda tutmaktadırlar. Hatta bazı mürşidler tarikat derslerini kolaylaştırarak sembolik bir hale getirmiştir. Ama bunun da çok faydası var kimsenin şüphesi olmasın. Kur’an-ı Kerîm’de zikrin üstünde çok fazla durulmuştur.

Açıklamalar:
1- Okuduğunuz yazı hakkında sorunuzu veya yorumunuzu aşağıya yazabilirsiniz.
2- Yazılarımı RSS ile takip edebilirsiniz.
3- Tüm yazılarım kendi tecrübelerimin ve araştırmalarımın eseridir.

Yukardaki yazı ile ilgili ek bilgiler ve yorumlar:

  1. Arzu-hal dedi ki:

    "Sende aşk yoksa hizmetlere ve ibadetlere elinden geldiğince devam et. Allah senin bu gayretlerini çabalarını mükâfatsız bırakmaz. "Mevlana'nın bu sözü hakikat. Bardağı boş bırakırsanız illa hava dolacak. Siz güzel,tatlı su ile doldurmalısınız. Gerçekten ihlası yakalayamamış olabilirsiniz ama hayırlı ve güzel işlerde bulunmak sizi yavaş yavaş değiştirir.

  2. fuadyusufoglu dedi ki:

    Sevgili canım yeğenim…Çok çok açıklayıcı bilgiler Allah razı olsun.Amin."Dolayısıyla bu dünyadaki işimiz öncelikle kendimizi Allah yolunda sabit kılmak, sonra ise diğer kişileri de bu yola davet etmektir."ZATEN ÖZTLEMİŞSİN..Teşekkürler…Sevgilerimle